BEDRİ RUHSELMAN'DAN | Enstitü Yayınları
BEDRİ RUHSELMAN'DAN

BEDRİ RUHSELMAN'DAN

  • 06-11-2026
  • RUHSAL TEBLİĞLER

Bir Tekinsiz Ev Vakası Hakkında

Bedri Ruhselman

Bu müşahede 1931 senesinde Adana’da B. Ruhselman tarafından bizzat mahallinde tespit edilmiştir. Tamamıyla ilmî bir karakter gösteren bu vakayı okuyucularımızla birlikte incelemeyi faydalı gördük.

1931 senesinde Adana’da bulunuyordum. O sıralarda metapsişik konular hakkında kafamda henüz iyice belirginleşmiş ve yerleşmiş bir fikir yoktu. Metapsişik ve spiritik bilgilere dair Batı’da yazılmış ve yayımlanmış eserleri inceliyor; gerek ruhlara, gerekse insanın fizik ötesi kudretlerine dair ileri sürülmüş iddiaların gerçek olup olmadıklarını elimdeki araçlarla araştırıp bulmaya çalışıyordum.

O sıralarda Camille Flammarion’un Tekinsiz Evler isimli kitabını okuyordum. Kitapta zikredilen dikkate değer vakalar arasında taşlanan evler de vardı. Bu evlerde meydana gelen taşlanma olayının bazı ilkelerini tespit etmek mümkün olabiliyordu. Yazının ilerleyen kısımlarında, sırası gelince bunlardan bahsedeceğim.

Olay, oturduğumuz evin karşısında bulunan M... Efendi’nin evinde meydana gelmişti ve klasik kitaplarda anlatılan tekinsiz evlerin bütün özelliklerini taşıyordu. Olayın ayrıntılarına girmeden önce, meydana geldiği yerin bir krokisini vermek izahlarımızı kolaylaştıracaktır.

Krokide görüldüğü gibi M... Efendi’nin evi, benim evimle emekli bir subayın evinin karşısındaydı. Benim oturduğum ev üç katlıydı ve o civardaki bir ya da iki katlı evlerin hepsinden yüksekti. M... Efendi’nin evinin dört duvarı vardı. Bu duvarların yüksekliği evin damına kadar beş metreyi buluyordu. Krokide çizilen diğer rakamlar ve ölçüler, burada meydana gelen olayların önemini göstermek bakımından gereklidir.

Burada bir noktayı daha belirtmek faydalı olacaktır: Bu mahallede çakıl taşı yalnızca benim bahçemde vardı; başka hiçbir yerde yoktu. İlerideki bazı noktaların önemini göz önünde bulundurarak okuyucuların bu bilgiyi hatırlarında tutmalarını isterim.

Olay şöyle gelişti:

Bir gün akşamüstü, ortalık kararırken yemek yiyorduk. Sokakta bir gürültü koptu. M... Efendi yanına birkaç kişiyi daha toplamış, eline büyük bir tabanca almış; ağır küfürler savurarak bağırıp çağırıyordu. Sebebini sorduğumda, “Bakınız, duymuyor musunuz?” diyerek dikkatimi o sırada taşlanan bahçesine çekti.

Karanlıkta, oldukça büyük taşların bir teneke ya da çinko yüzeye çarpmasından doğan sesler duyuluyordu. Bu sesler dakikada 15–20 defa tekrarlanıyordu. Önce olağan dışı bir olay olduğunu düşünmeden olay yerine bizzat gittim.

Taşların düzenli aralıklarla M... Efendi’nin bahçesinde, benim evimle emekli subayın evi arasındaki boşluğun karşısına düşen, yerden iki buçuk metre yükseklikteki çinko kaplamaya çarptığını ve şiddetli sesler çıkardığını gördüm. Sokaktaki kalabalık gittikçe artmıştı. Çoluk çocuk, hemen bütün mahalleli toplanmıştı. Burası eski istasyonun arkasında, Arap Uşakları Mahallesi denilen yerdi.

Kalabalığa rağmen taşların atılışı ritminden hiçbir şey kaybetmeden sürüyordu. O sırada genç olan ailesinin ve kendi namusunun hedef alındığını düşünen M... Efendi, elinde tabancasıyla korkunç ve tehditkâr bir tavır takınmıştı. Bu işi yapan kişiyi derhal öldüreceğini bağıra bağıra söylüyordu. Buna rağmen ne taşı atan bulunabiliyor ne de taşların atılması durdurulabiliyordu.

Birkaç saat içinde M... Efendi’nin bahçesindeki çinkonun önünde biriken taşlar oldukça yüksek bir tümsek oluşturmuştu. Şüphe önce emekli subayın bahçesine ve evine yönelmişti. Fakat o zat bir haftadır ailesiyle yazlığa gitmiş ve evini kapatmıştı. Evde başka kimse de yoktu. Buna rağmen M... Efendi, öfkesinden gözü hiçbir şey görmez hâlde, yanında iki kişi olduğu hâlde emeklinin bahçe kapısının yüksek duvarından atlayarak elinde tabancayla içeri girdi. Bütün bahçeyi ve evin çevresini araştırdı, fakat kimseyi bulamadı. Evin bütün kapı ve pencereleri sıkı sıkıya kapalıydı. Planda görüldüğü gibi evin arkası ağaçsız, bomboş ve geniş bir alandan ibaretti.

İşin tuhafı şuydu: O civarda yeni ve özenle yapılmış olan ev bizim evimizdi; hem diğer evlerden daha yüksekti hem de bazı özelliklere sahipti. Örneğin bahçesinde başka evlerde bulunmayan çakıl taşları vardı. Bu durum şüphenin bizim eve yönelmesine yol açabilirdi. Bunu düşünerek M... Efendi’yi arkadaşlarıyla birlikte evime aldım ve içeriyi baştan aşağı araştırmalarını teklif ettim. Memnuniyetle kabul etti. Bahçeye girdiler, evimizin en üst katındaki terasa çıktılar; aradılar, taradılar. Hiç kimseyi ya da bu işin faili olabilecek olağan dışı bir durumu tespit edemediler. Bu sırada taşlar, dakikada 15–20 defa atılma ritminden şaşmadan düşmeye devam ediyordu.

Camille Flammarion’un o sırada okumakta olduğum kitabı, bu olayın daha esaslı ve derinlemesine incelenmesi gereken bir konu olduğu kanaatine beni sevk etmişti. Eğer bu da kitapta yüzlerce örneği anlatılan metapsişik bir ev taşlanması vakasıysa, orada tespit edilen bazı ilkelerin burada da görülmesi gerekirdi. Bu düşünceyle olay yerine tekrar gittim ve söz konusu ilkelerin burada geçerli olup olmadığını araştırdım. Şu özellikleri tespit ettim:

I. Atılan taşlar yeni fırından çıkmış gibi sıcaktı; bazıları eli sıcaklığıyla rahatsız edecek kadar ısıtıyordu. Adana’nın sıcak ikliminde sokak taşlarının da sıcak olabileceği düşünülebilirdi. Bunu göz önünde bulundurarak bahçeden aldığım çeşitli taşlarla atılan taşları karşılaştırdım. Aralarında büyük fark vardı: Bahçeden aldığım taşlar ılıktı; atılan taşlar ise sıcaktı. Bahçeden aldığım taşların hiçbirinde bu ölçüde sıcaklık yoktu.

II. Çinkoya çarpan taşların atılış yönü, planda görüldüğü gibi, benim evimle emekli zatın evi arasındaki boşluğa doğruydu. Taşların ya sokaktan kalkıp beş metrelik duvarı aşarak iki buçuk metre yükseklikteki çinkoya çarpması ya da emekli zatın bahçesinden çıkıp üç metre yüksekliğindeki kapı duvarını aşarak sokağı dikine geçmesi gerekiyordu.

Her iki durumda da taşların, M... Efendi’nin bahçe duvarını aştıktan sonra buraya gelinceye kadar sokaktaki hareketlerinin görülmesi gerekirdi. Oysa taşlar ancak M... Efendi’nin bahçe kapısı duvarının üst hizasında beliriyor; oradan çinkoya kadar olan hareketleri gözle takip edilebiliyordu. Bahçenin dışına çıkıldığında, taşların nereden geldiğini gösterebilecek herhangi bir ize rastlanmıyordu. Bu özellik, olayın başlangıcını takip eden gün aydınlıkta daha açık biçimde tespit edilmişti.

III. Taşların hızı normal değildi. Taş, insana atılır gibi değil, sanki bir el tarafından götürülüyormuş izlenimi veriyordu.

IV. Taşın hızıyla hedefe çarptığında çıkardığı sesin şiddeti arasında orantı yoktu. Taş havada yavaşça ilerlediği ve hedefe de aynı şekilde yavaşça dokunduğu hâlde, sanki biri bütün gücüyle atmış gibi ses çıkarıyordu. Çinko ile yattığım oda arasında 20–30 metre olduğu hâlde, taşların çinkoya çarpma sesi kulaklarımı rahatsız edecek kadar şiddetliydi.

V. Taşın büyüklüğüyle çıkardığı sesin şiddeti arasında da orantı yoktu. Taşların en büyüğü ceviz ya da biraz daha büyük boyuttaydı; buna rağmen çıkardıkları ses, kocaman bir portakal büyüklüğündeki taştan beklenebilecek kadar şiddetliydi. Bu gözlemler insana şu izlenimi verebilirdi: Birisi küçük bir taşı çinko levhaya yavaşça yaklaştırıyor, tam levhaya değdiği anda çinkonun arkasındaki biri kocaman bir çekiçle levhaya vuruyordu.

VI. Taş düz ve düzenli bir yol izlemiyordu; adeta sallanıyor, küçük zikzaklar çizerek ilerliyordu.

Açıkça gözlemlediğim bu özellikler, taşların alışılmış yollarla atılmadığı kanaatini daha ilk anlarda uyandırmıştı.

Gece saat bire kadar araştırmalar, incelemeler ve gürültüler devam etti. Taşların atılması da sürüyordu. Herkes yorulup evine çekildi. M... Efendi ise kendisi gibi öfkeli bir iki arkadaşıyla mahallede küfürler ve tehditler savurarak dolaşıyordu. Ben de yattım ve dakikada 15–20 defa atılan taşların düzenli ritminin verdiği rehavetle uykuya daldım.

Sabah beni uyandıran ses yine taşların sesiydi. Fakat iki taş arasındaki süre uzamıştı; taşlar artık 10–15 dakikada bir atılıyordu. O gün akşama kadar bütün mahalle heyecan ve merak içindeydi. M... Efendi arkadaşlarıyla araştırmalarına devam etti. Bir 24 saat daha geçti. Taşlar arasındaki süre yarım saate, sonra bir saate çıktı. Bir süre sonra 24 saat içinde atılan taşların sayısı 8–10 civarında kaldı. Bu durum olayların sonuna kadar, yani kırk gün boyunca gece gündüz devam etti.

Emekli zata haber gönderildi; o da evine geldi. Evi araştırıldı, fakat yine bir sonuç alınamadı. Olay polise intikal etti. Polis, sokağın iki tarafındaki evleri boşalttı; sivil polis memurları boş evlerin bazılarında saklanıp çevreyi gözetledi. Yine sonuç alınamadı. Herkes evine döndü, fakat sivil polisler çevreyi kuşatma altında tuttu.

Bir gün taşı atan kişiyi bulduklarını duyduk. Bu kişi M... Efendi’nin 14 yaşındaki kızıymış. Gerçekten de kız eve girince taşlar atılıyor, evden uzaklaştırılınca taşların arkası kesiliyordu. Kızı karakola götürdüler. Suçunu itiraf ettirmek için kızına yapılan baskıya dayanamayan M... Efendi, artık evinin taşlanmadığını ve davasından vazgeçtiğini söyleyerek kızını kefaleti altına aldı ve karakoldan çıkardı. Böylece meselenin faili resmen bulunmuş sayıldı.

Bununla beraber taşların atılması yine de devam ediyordu. Demek ki bu kızcağızın olayda mutlaka aktif bir rolü vardı. Ama bu rol, polislerin düşündüğü gibi kaba ve hilekâr bir saldırı değildi; çok ince, ilmî, metapsişik ve animik bir roldü.

M... Efendi artık olaya başka gözle bakmaya başladı. Sesi soluğu kesildi, küfür etmeyi bıraktı ve ailesini başka bir eve taşıdı. Kendisi ise kızıyla birlikte, depo olarak kullandığı evin alt katında, sokağa bakan odada kalmaya başladı. Bu odanın hikâyemizdeki önemi biraz sonra anlaşılacaktır. Öteberi almak için bu eve geliyordu; babasıyla birlikte kız da eve gelince taşlar yeniden başlıyordu.

M... Efendi, evinin cinler ve şeytanlar tarafından tutulduğunu zannetti. Hocaları, papazları ve bu olaydan anladığını iddia eden, fakat fırsatları istismar etmeyi bilen başka bazı kişileri gizlice evine getirdi. Bunların cinleri ve şeytanları evden kovacağını umdu. Fakat faydasızdı: Olan yine oluyor, gelenlerden hiçbir hayır gelmiyordu. Sonunda bu cin kovucuları da M... Efendi tarafından kovuldu.

Taşlar 15–20 gündür devam ettiğinden herkes olaya iyice alışmıştı. Kimse bu işle ilgilenmiyor, başını çevirip bakmıyordu bile. Böylece taş atma olayı 40 gün sürdü.

Kırkıncı gün öğle vakti M... Efendi’nin olağan dışı feryadı yine ortalığı çınlattı. Fakat bu defa kimseye küfretmiyor ve kızmıyordu; yalnızca korku ve heyecan içindeydi. Bahçesinin kapısını ardına kadar açıp sokağa fırlamıştı. Bahçeye ilk giren ben oldum. Önce genç kızın hâli dikkatimi çekti. Kız yarı trans hâlindeydi: Bahçedeki yemek masasının önündeki iskemleye çökmüş, başını masaya koymuştu. Gözleri dalgın, etrafında olup bitenlerle hiç ilgilenmiyor gibiydi. Daha doğrusu kendisini kaybetmişti.

Olaylar şöyle gelişiyordu: M... Efendi evi terk ettikten sonra dört odanın üçünde dışarıdan pencere kepenklerini sıkıca kapatıp kilitlemiş; yukarıda sözünü ettiğim odayı ise bakkaliye malzemelerini depolamak için açık bırakmıştı. Kapısı aralık olan bu odada zeytinyağı, fıçılar, yağ tenekeleri ve içinde çeşitli eşyalar bulunan cam ya da topraktan yapılmış birçok kavanoz vardı. İçeride tenekeler birbirine çarpıyor, kavanozlar devriliyordu.

Aynı zamanda kapı ve pencereleri kapalı olan, üst kattaki ve arka sokağa bakan odanın camlarının kırıldığı, yere düşen camların sesinden anlaşılıyordu. Önce yukarıdaki odaya çıktık. Kapıyı açtık; dışarıdan kepenkleri kapalı olan pencerenin iç camları kırılmıştı.

Tedbirli hareketlerle aşağıdaki depoya indik. İçerisi karmakarışık hâldeydi. Ancak dışarıdan duyulan gürültüyle orantılı bir hasar yoktu. Bir iki şişe kırılmış ve bazı sıvılar dökülmüştü. Bununla birlikte fıçıların ve diğer eşyaların yerleri değişmişti. Odaya benden ve M... Efendi’den başka kimse girmeye cesaret edemedi; bahçede de kimse kalmamıştı. Kız hâlâ aynı durumdaydı.

Kızı hemen dışarı çıkarmasını M... Efendi’ye söyledim. M... Efendi kızını kollarından tutarak kaldırdı ve dışarıda bir arkadaşına, evine götürmesi için teslim etti. Kız bahçeden çıkar çıkmaz olaylar da durdu. Bu andan itibaren M... Efendi evini tamamen boşalttı ve kapısına “Bu hane satılıktır” levhasını astı.

Ondan sonra ben o mahallede yaklaşık sekiz ay kadar kaldım. M... Efendi de dâhil olmak üzere bu süre içinde eve kimse ayak basmadı. Orada artık hiçbir olay meydana gelmedi.