Imbassahy bir gün iş adamı arkadaşı Daniel de Brito ile evdeyken başka bir arkadaşı Mirabelli ile birlikte gelir. Imbassahy, görmek istediği en son kişinin Mirabelli olduğunu söyler. Medyum ise her zamanki tavrıyla, kendi evindeymiş gibi davranır ve Cesare Lombroso'nun söylediğine göre "Portekizce ve İspanyolca kelimelerle karışık korkunç bir İtalyanca" (Imbassahy 1935'ten aktaran Playfair 2011: 47) konuşmaya başlar. Sonra de Brito'ya döner ve "şaşkın iş adamına beşikten itibaren hayatını anlatmaya başlar. Brito onunla daha önceden hiç karşılaşmamıştır ve kendisi de tanınmış bir şahsiyet değildir ama medyum onun hakkında bilinmesi gereken her şeyi biliyor gibidir. Imbassahy istemeden de olsa etkilenir" (Playfair 2011: 47).
Daha sonra Mirabelli, Imbassahy'nin evinde birinin hasta olduğunu öğrendiğinde birkaç şişe su ister ve hizmetçi hemen suyu getirip medyumdan dört beş metre uzaktaki bir masaya koyar. Mirabelli medyumluk yoluyla şifa bulma çabalarının bir parçası olarak sık sık suyu "manyetize" ederdi. Dört adam bir "akım" oluşturmak için el ele tutuşur; odadaki ışık 100 watt'lık iki ampulle sağlanmaktaydı; şişelere sadece hizmetçi dokunmuştu; mirabelli'nin bir numara hazırlamak için zamanı olmamıştı; ve akabinde gerçekleşen olay sırasında elleri diğerlerinin ellerindeydi. Imbassahy şöyle anlatır:
“Hemen, hepimizin gözü önünde, şişelerden biri diğerlerinin yarı yüksekliğine kadar levite oldu ve yerine dönmeden önce beş on saniye boyunca tüm gücüyle onlara çarptı. Kırılmış olmaları gerektiğini düşündük. Bu açıkça görüldü ve duyuldu, hiçbir şüphe yoktu. Yan odadaki insanlar da bunu duydu ve hasta son derece telaşlandı!” (Playfair 2011: 47'de alıntılanmış ve tercüme edilmiştir)
Imbassahy, Mirabelli'yi kişisel olarak onaylamamaya devam etse de istemeden de olsa, Mirabelli'nin gerçek medyumluk yeteneklerine sahip olduğu sonucuna varmıştır.
Playfair 1973'te Brezilya'yı ziyaret ettiğinde, Mirabelli'nin 'bir iş adamı ve başarılı bir amatör hipnozcu olan ve psişik araştırmaların ruhani yönünden ziyade bilimsel yönüyle ilgilenen' oğlu Regene ile görüşmüştür (Playfair 2011: 33). Playfair, Regene'nin büyüleyici anılarından bazılarını da kaydetmiştir.
“Rönesans tarzı ağır bir kanepenin kolunda oturuyordum. Babam saçlarını okşamamı severdi ve o gün babamın saçlarını okşuyordum ki ikimiz de üzerindeyken kanepe hareket etmeye başladı. Sonra önümüzde yerde bir figürün gölgesini net bir şekilde gördüm; kanepenin yanındaki ağır bir cam pencereden güneş ışığı geliyordu. Sonra odanın karşısındaki dolabın kapağı açıldı ve içinden bir tüy kalem çıktı ve bir ok gibi ahşap zemine saplandı.”
Bu olay Regene'in dehşet içinde odadan fırlamasına ve annesini çağırmak için çığlık atmasına neden olur. Ancak koridorda devrilmiş ve geçişi kapatan ağır pirinç bir tükürük hokkası vardı.
“Ötedeki bir odadan gelen patlama ve çarpma seslerini duyduk ve içeri girdiğimde annem yerde yatıyordu, odadaki tüm mobilyalar da onun üzerindeydi. Yaralanmamıştı çünkü "onlar" önce üzerine kalın bir şilte koyma nezaketinde bulunmuşlardı!” (Playfair 2011: 33)
Başka bir olayda Regene ve ailenin geri kalanı, başka bir odada yatan yatalak hastaya yardım etmek için düzenlenen seansta bir düzine arkadaşla bir araya geldi. Regene anlatıyor:
“Babam hepimize bir araya toplanıp durmamızı ve meydana gelebilecek herhangi bir olaydan endişe etmememizi söyledi. Mantarla kapatılmış üç şişe suyun bulunduğu masanın yaklaşık iki metre uzağında oturuyordum. Bu su "akışkanlaştırılacak" ve hasta adamı tedavi etmek için kullanılacaktı. Hepimiz orada oturduk ve aniden şişeler otuz santimetre kadar levite oldu ve her biri diğerine çarptığı anda çıkan üç tıngırdama duyduk. Sonra şişeler yavaşça havada dönmeye başladı ve bir iki dakika baş aşağı öylece kaldılar. Onları çok net görebiliyordum ve içlerindeki su katılaşmış gibi görünüyordu, çünkü mantarın hemen altındaki boşluk yerinde duruyordu. Sonra tüm şişeler sertçe masanın üzerine düştü ve yuvarlandılar ama kırılmadılar.” (Playfair 2011: 33-34)
Müfettişlerin, çeşitli tezahürleri sırasında Mirabelli'nin fiziksel durumunu sık sık yakından izlediklerini de belirtmek gerekir. Dingwall gözlemlerini özetlemiştir:
“[Mirabelli'nin] ateşinin 36,2 ila 40,2 arasında değiştiği, nabzının 48 ila 155 arasında olduğu ve solunumunun son derece çeşitli olduğu, bazen hızlı ve kuvvetli, bazen de kısa ve neredeyse algılanamaz olduğu tespit edildi. Zaman zaman vücudun terlemeyle birlikte kaskatı kesildiği ve bol miktarda tükürük salgılandığı gözlendi; bazen de titremelerle birlikte genel kas kasılması, camsı gözler ve büzülmüş göz bebekleri görüldü.” (Dingwall 1930: 298)
Avrupalı ve Amerikalı Araştırmalar
Sonunda, Mirabelli hakkındaki haberler Brezilya sınırlarının ötesinde daha geniş bir alana yayılmaya başladı ve bu noktada deneyimli Amerikalı ve Avrupalı araştırmacılar vakayla aktif olarak ilgilenmeye başladı. Ağustos 1928'de filozof ve SPR başkanı (1926-1927) Hans Driesch, Mirabelli ile görüştü ve daha sonra deneyimlerini anlatan bir mektup yazdı (Driesch 1930).
Driesch gözlemlediği dilsel üretimlerden hiç etkilenmemişti. Mirabelli sanki Driesch’in babası onun aracılığıyla konuşuyormuş gibi İtalyanca konuşuyordu (Driesch bu dili akıcı bir şekilde konuşuyordu). Ancak Driesch şöyle yazmıştır: "En ufak bir 'trans' belirtisi yoktu ve tüm olayın gerçek değil, bir komedi olduğuna inanıyorum" (Driesch 1930). Daha sonra Mirabelli yanında getirdiği Estonyalı genç bir kızla Estonca konuşuyor gibiydi, ancak Driesch kızın babasının gerçekten medyum aracılığıyla konuştuğuna inanamadı. Bunun yerine Mirabelli'nin muhtemelen biraz Estonca öğrendiğini varsaymıştır.
Ancak Driesch, Mirabelli'nin fiziksel tezahürleri konusunda biraz daha ılımlıydı. Grup ev sahibesinin soyunma odasına girdiğinde, "Mirabelli ağladı ve bazı dualar etti ve sonra aniden masalardan birinin üzerindeki küçük bir vazo hareket etmeye başladı ve sonunda yere düştü. Tel, ip ya da başka herhangi bir mekanik düzenleme gözlemleyemedim" (Driesch 1930).
Driesch, özellikle Mirabelli'nin "devasa cepleri olan" büyük bir palto giymesi nedeniyle, bu olayda meydana gelen bazı oluşumlardan oldukça şüphelenmiştir (Driesch 1930). Ama dahası da vardı. Örneğin, Driesch, Mirabelli ve ev sahibeleri pencereleri kapalı olan (ve bu nedenle rüzgâr almayan) bir verandada dururken, grubun diğer üyeleri bitişikteki salonda duruyordu. Mirabelli bir işaret için dua etmeye başladı ve ardından veranda ile salon arasındaki açık katlanır kapılar yavaşça kapandı. "Bu olay salonda ve verandada bulunanlar tarafından aynı anda görüldü. Oldukça etkileyiciydi ve hiçbir mekanik düzenleme bulunamadı" (Driesch 1930). Ancak Driesch ihtiyatlı bir şekilde şunu da eklemiştir: "Mirabelli biz gelmeden yaklaşık bir saat önce Pritze'nin villasına gelmiş ve Bayan Pritze ile baş başa kalmıştı. Biz gelmeden önce bazı ayarlamalar yapmış olabilir- yaptığını söylemiyorum" (Driesch 1930).
Ocak 1934'te SPR üyesi May Walker Mirabelli ile seanslar yaptı ve kısa bir süre sonra olumlu bir rapor yayınladı (Walker 1934).
“İlk seansta, her bir kişiyi ve odadaki tüm nesneleri net bir şekilde görmeye yetecek kadar iyi beyaz ışıkta tanık olunan toplam dört tezahür oldu. Az önce medyumun fotoğrafını çektiğim fotoğraf makinem, Mirabelli'nin ellerini tutarak durduğumuz yerden biraz uzakta, uzun ahşap bir masanın üzerinde duruyordu. Masanın üzerinde hareket etmeye başladı ve yere düştü. Yukarı bakan avuçlarımın üzerinde duran küçük bir yelpaze sanki canlıymış gibi kıpırdanmaya başladı ve sonra düştü. Bu arada Mirabelli'nin parmakları ellerime yakındı ama dokunmuyordu ve sanki parmaklarından çıkan bir manyetizma yelpazenin hareket etmesine neden oluyordu. Büyük hasır şapkam masanın üzerinde tamamen döndü ve su dolu üç uzun cam şişe birlikte sallandı. Daha sonra bunlardan biri yan yattı. Her bir tezahür arasında birkaç dakikalık bir süre vardı” (Walker 1934:75-76).
İkinci seans, "evdeki pek çok şeyin psişik yollarla kırılmış olması nedeniyle" şahsa ait bir bahçede gerçekleşti (Walker 1934: 76). Akşam saatlerinde, "elektrik lambalarıyla iyi aydınlatılmış" (Walker 1934) bir ortamda yapıldı ve tezahürlerin çoğu, Walker'ın orta derecede ikna edici bulduğu apportlardı. Bununla birlikte, akıllıca bir şekilde kapalı alan fenomenlerini tercih etti ve ertesi akşam dileği kabul edildi.
Üçüncü seans Walker'ın gerçekliğini onaylayamadığı bazı nesne hareketleri ve bir oluşum ile başladı. Ancak devamında şöyle demiştir;
“Son tezahürden ise hiç kuşkum yoktu. Hepimiz arka odaya geçtik, orada duvara dayalı bir masanın üzerinde içi su dolu bir düzine kadar büyük şarap şişesi vardı. Odanın diğer tarafında yarım daire şeklinde bir zincir oluşturduk, Mirabelli bunun bir ucundaydı ama masadan epeyce uzaktaydı. Suyun manyetize edildiğine dair bir işaret istedi- anladığım kadarıyla bunu vefat etmiş olan babasının yaptığını düşünüyor. Hemen şişeler birbirine çarpmaya başladı; ardından sanki biri masaya vurmuş gibi şişeleri daha da sarsan bir gürültü duyuldu ve hafif bir duraklamadan sonra şişelerden biri yan yattı. (Walker 1934:77) Hemen ardından şişeler birbirine çarpmaya başladı; sonra da sanki biri masaya vurmuş gibi onları daha da sarsan bir gürültü koptu. Hafif bir duraklamadan sonra şişelerden biri yan yattı” (Walker 1934:77).
Ne yazık ki Walker, Mirabelli'nin şişeleri bir şekilde önceden hazırlamadığından nasıl emin olduğunu belirtmemiştir. Her halükârda, Mirabelli'nin kendisine "şimdiye kadar gördüğüm en iyi telekineziyi" sunduğu sonucuna varmıştır (Walker 1934: 78).
Aynı yılın ilerleyen günlerinde (Ağustos ayında) SPR'den Theodore Besterman Mirabelli'yi ziyaret etti. O zamana kadar Besterman kendisini fiziksel medyumluğun en azından orta ölçekli gösterileri konusunda eleştirel açıdan temkinli ama açık fikirli olarak kabul ettirmişti. Örneğin, sık sık atıfta bulunulan arduvaz yazma çalışması, belirli (oldukça düşük nitelikli) seans koşulları altında ve belirli küçük ölçekli görünüşte paranormal tezahür türleri konusunda, deneklerin gözlemlerinde hata yapabileceğini ve bazen hiç gerçekleşmemiş olayları rapor edebileceğini gösterdi (Besterman 1932b). Ancak Besterman, Rudi Schneider'in kızılötesi ışını belli bir mesafeden saptırabildiğine dair dikkatle elde edilmiş kanıtları da onaylamaya açıktı. (Besterman 1932).
Ancak Mirabelli söz konusu olduğunda, Besterman'ı rahatsız eden bir şeyler olduğu anlaşılıyor. Aslında, Mirabelli'ye güvenmemeye eğilimli olabilir, çünkü dört yıl öncesinde o dönemde yayınlanmış olan açıklamaları şüpheyle incelemişti (Besterman 1930).
Herhalükarda, Brezilya ziyareti sırasında, "Brezilya'nın ilk ciddi psişik araştırmacılarından biri" (Playfair 2011: 24) olan Eurico de Goes, Besterman'ın katıldığı birkaç seansın (en az 5) tutanaklarını tutmuştur. Bu tutanaklara göre, çiçekler apor ederek, masanın üzerindeki şişeler hareket etmiş, hatta biri yere atlamış, bir resim duvardan ayrılıp levite olmuş ve aniden birinin kafasına inmiş, bir sandalye yerde yaklaşık on fit kaymış, ön kapının anahtarı kilidinden çıkmış ve Mirabelli 53 dakika içinde yaklaşık 1800 kelime yazarak Fransızca yazılı bir söylem ortaya çıkarmıştır (Playfair 2011: 27).
Başlangıçta Besterman etkilenmiş görünüyordu. En azından Brezilyalı ev sahiplerine kendini bu şekilde tanıttı. De Goes onun İngilizce olarak şöyle yazdığını aktardı: "Bay Mirabelli'nin tezahürleri çok ilgi çekiciydi... Bunların birçoğu türünün tek örneğidir" (Playfair 2011). Bu alıntının tezahürleri gerçek olarak onaylamadığına ve Mirabelli'nin yayınlanmış anlatımlarına ilişkin daha önceki şüpheci incelemesiyle çelişmediğine dikkat edilmelidir. Dolayısıyla Besterman'ın 1934'te SPR Journal için raporunu yazdığında Brezilya'da gözlemlediklerine pek de hevesli olmaması şaşırtıcı değildir. Gerçekten de genellikle alaycı ve küçümseyici olan raporunda Mirabelli'yi sahtekarlıkla suçlamış ve sahte olduğuna inandığı bazı tezahür örnekleri vermiştir.
Besterman'ın seanslarında Mirabelli, daha önce bahsedilen en çarpıcı vakalardan bazılarında bildirilen türden kontrollere izin vermemiştir- örneğin Mirabelli'yi bir koltuğa bağlamak ve bağları mühürlemek gibi. Besterman kendisinin bir izleyiciden daha fazlası olmasına izin verilmediğinin açık olduğunu bildirmiş ve şöyle demiştir: "Benden başka herhangi bir katılımcı tarafından hiçbir zaman hiçbir tür kontrol uygulanmadı, önerilmedi veya istenmedi ve sonuca ulaşılmadı" (Besterman 1935: 144). Seanslar akşamları yapılmış ve aydınlatma tamamen karanlıktan yedi ya da sekiz açık ampulden gelen parlak ışığa kadar değişmiştir.
Besterman'ın tanık olduğu en büyük tezahür grubu, Besterman'ın "şüphesiz hepsinin sahte olduğunu" (Besterman 1935: 145) ve bariz dikkat dağıtma yöntemleriyle ve bazen de karanlıkla kolaylaştırıldığını iddia ettiği oluşumlardır. Besterman ayrıca Walker'ın aylar önce bildirdiğine benzer şekilde "manyetize edilmiş" su şişelerinin hareket ettiğini bildirmiştir. Ancak, Besterman'ın durumunda bu tezahür karanlıkta meydana gelmiştir. Tahmin edileceği üzere Besterman, Mirabelli'nin hareket ettirilen şişenin etrafına (şişenin kendisine bağlamak yerine) siyah bir iplik doladığını ve böylece şişenin kolayca geri alınabileceğini tahmin etmiştir.
Diğer bazı küçük fiziksel tezahürlerden kısaca bahsedip bunları göz ardı ettikten sonra Besterman diğer iki örneği ayrıntılı olarak rapor etmiştir. İlki, Besterman'ın da belirttiği gibi, gerçekten de basit bir sihirbazlık numarası gibi görünmektedir. Besterman performansı şu şekilde tarif etmiştir:
“[Mirabelli] yanında [katılımcılardan biri ile] başka bir odaya gitti, orada bize parayı açık avucunda tuttuğu, katılımcının açık avucunun da onun avucunun üzerinde olduğu söylendi. Daha sonra para ortadan kayboldu, Mirabelli oturduğumuz odaya geri döndü ve bana paranın nerede yeniden apor etmesini istediğimi sordu. Kendi cebimi seçtim ve bir iki dakika içinde Mirabelli madeni paranın göğüs cebime düştüğünü açıkladı ve onu orada buldum. Bu performans orada bulunan erkek katılımcıların her biri için tekrarlandı ve bir keresinde yanımda oturan kişiye madeni paranın nerede bulunacağını doğru tahmin etme cesaretini göstermem dışında başarılı oldu. Bu tezahür gerçekleşirken Mirabelli'nin hiçbir zaman katılımcı grubunun üç metre yakınına yaklaşmadığına dikkat edilmelidir.”
Besterman'ın doğrudan gözlemlediği gibi, bu numaranın yapılış şekli son derece basitti. Konferanstan önce herhangi bir anda, Mirabelli erkek katılımcıları teker teker bitişik bir odaya çağırmış, orada onları "manyetik olarak" incelemiş ve kendilerine manyetizma uygulamıştır. Bunu yaparken her bir "katılımcının" cebine bir madeni para atmıştır. "Madeni paranın ortadan kaybolması elbette en basit avucunda saklama hüneridir ve gerisi açıktır. Gerekli olan tek şey sınırsız yüzsüzlük ve yeterli sayıda benzer madeni paradır. Şüphelerimi ilk uyandıran şey şu oldu: 1869 yılına ait bu bozuk parayı incelemem istendiğinde onu inceledim ve özelliklerini zihnime not ettim. Bozuk parayı göğüs cebimde bulduğumda, küçük karakteristik izlerden bunun aynı bozuk para olmadığını hemen anladım ve gerisi apaçık ortadaydı. Yine, X'inki hariç her madeni para dışarıdaki göğüs cebinde bulunmuştu, onunki arka cebine girmişti ve tesadüfen fark ettiğim üzere, ceketini çıkarması istenen tek "katılımcı" X'ti." (Besterman 1935:148)
Besterman, seansları sırasında yalnızca bir tezahürün "gerçekten etkileyici" olduğunu iddia etmiştir. Bu, bir şişenin tepesine yerleştirilmiş bir kara tahtanın dönmesi, olayın filme alınması için yeterli parlak ışıkta ve medyum ile katılımcıların ellerini tahtanın üzerinde tutmasıyla meydana gelmiştir. Bu olay iki kez gerçekleşmiş ve Besterman tahtaya üfleyerek bu etkiyi tekrarlayamamıştır. Hiçbir ip kullanılmadığından da emindi. Şöyle yazmıştır:
“Bu tezahür beni hala şaşırtıyor; ışığın iyi olması, Mirabelli'nin bu tezahürü tamamen ayakta duran ve hareket özgürlüğü varmış gibi görünen "katılımcılar" ile çevrili bir şekilde gerçekleştirmesi ve kameranın ve filmin çok özel olduğunu ve her ayrıntıyı göstereceğini ısrarla vurgulamama rağmen çekime hiçbir itirazda bulunmaması göz önünde bulundurulduğunda, bu tezahür beni hala şaşırtıyor, Mirabelli'nin her seferinde mizanseni düzenlememe izin vermesi ve düşerken kendini tahtanın üzerine atmaması, odanın, masanın ve şişenin farklı olmasına rağmen tahtanın aynı olması, tüm bu koşullar iplik hipotezini pratikte imkansız kılarken, başka herhangi bir hileli yöntemi düşünmek de zordur” (Besterman 1938:148).
Besterman'ın raporu Dingwall'dan (Dingwall 1936) Besterman'ın sadece "aptalca numaraların hikayelerini geri getirdiği" iddiasıyla sert bir eleştiri almıştır (Dingwall 1936: 169). Onun yorumları sadece Besterman'ın Mirabelli hakkındaki olumsuz değerlendirmelerini değil,olumlu görüşlerini de eleştirmiştir ve bu yorumlar alıntılanmaya değerdir.
“Bay Besterman şaşırtıcı bir sonuca varmıştır. Mirabelli'nin ilk bakışta paranormal bir "yeteneğe" sahip olabileceğini düşünmektedir ve bunu da Mirabelli'nin dönen yazı tahtası etkisinin işleyiş biçimini tespit edememesine dayandırmaktadır. Bunu anlayabilmesi için hiçbir neden olmamasının yanı sıra, [Bay Besterman] bazı sihirbazlık numaralarının nasıl yapıldığını keşfedemediği ve keşfedemeyeceği için, başarılı icracıların "paranormal" yeteneklere sahip olduğuna ilk bakışta inanmamız mı bekleniyor? Psişik araştırmaları gülünç kılan budur ve haklı olarak da öyledir. Belirli tezahürleri tanımlamış ve mevcut olduğu söylenen tarafların isimlerini vermiştir. Bay Besterman bu kişilerden herhangi biriyle görüştü mü? Piskopos Barros'un, Profesör Ferreira'nın ya da Dr. de Souza'nın kızının sözde aporlarda hazır bulundukları kaydedilen kişilerden herhangi biriyle konuştu mu? Onların ifadelerinin "nispeten az değerli" olduğunu söylemek konunun dışında kalmaktadır. İfadeleri Bay Besterman'ınki kadar değerlidir, çünkü kaydettikleri D. D. Home ile ilgili her şey kadar çarpıcıdır. Bu tanıklar var mıdır? Bu oturumlarda hazır bulundular mı? Yalan mı söylüyorlardı, yoksa hiç gerçekleşmemiş tezahürleri mi kaydediyorlardı? Yoksa "tanık olanlar tarafından okuduğumuz terimlerle tanımlanan bazı olayların gerçekleştiğini kabul mu etmeliyiz? Neydi bu olaylar?" Bu sözleri 1930 yılında yazmıştım. Hiçbir cevap verilmeye çalışılmadı. Yine de 1934'te, S.P.R.'ye ağır bir maliyetle, Bay Besterman Mirabelli'nin "hayret verici başarılarını araştırmak için görünüşte Güney Amerika'ya gitti ve onu hayrete düşüren dönen nesnelerin hikayeleriyle geri döndü. Mirabelli'nin sorunu Home'unkiyle aynıdır. Home’un durumunda tanıklar ölmüştür ve artık sorgulanamazlar: Mirabelli’nin durumunda ise hayattadırlar ve görülebilir ve çapraz sorguya alınabilirler. Dr. G. de Souza, Dr. Moura ya da Dr. Mendonça'nın 0 Medium Mirabelli'de kaydedilmiş olan ve belirli durumlarda gördüklerini kendi kelimeleriyle anlatan imzalı ifadeleri, gözlemcileri şaşırtan döner tahta ve levite olan kamera hikayelerinden çok daha değerli olacaktır, ki o gözlemciler, orta seviyede yetenekli sanatçıların bile gerçekleştirdiği sihirbazlık numaralarının %90'ı ile şaşkınlığa düşeceklerdir” (Dingwall 1936: 169-170).
Besterman buna kısaca Dingwall'ın eleştirilerinin "çok az yorum gerektirdiği" yanıtını verdi (Besterman 1936: 236). Ancak Dingwall, Besterman'ın iyi kontrollü koşullarda meydana gelen tezahürlerin ilgi çekici görgü tanığı raporlarını takip etmek için hiçbir çaba göstermediğinden şikâyet etmekte haklıydı. Neyse ki, ancak çok daha sonra, Playfair Mirabelli'nin seanslarında bulunmuş olan ve hayatta kalan bazı kişilerle görüşebilmiştir ve bu materyal onun ayrıntılı anlatımında geçmektedir (Playfair 2011). Playfair ayrıca açıkça doğrular: "Bugün bile Brezilya'da iki ya da üç haftada çok az yararlı araştırma yapılabileceği söylenmelidir, hatta benim gibi Portekizce konuşan biri olsa bile ki o konuşmaz" (Playfair 2011: 44).
Dolayısıyla okuyucular, Besterman'ın Mirabelli'nin ününün büyük ölçüde dayandığı en ses getirici tezahürleri hiçbir zaman gözlemlemediğini iddia ettiğini akılda tutmalıdır ve Besterman'ın bu olaylar sırasında başkaları tarafından sıklıkla bildirildiği gibi medyumun sıkı kontrollere izin verdiğini hiçbir zaman gözlemlemediğini tekrar belirtmek gerekir. Bu durum, en etkileyici tezahürlerleri genellikle en sıkı kontroller altında meydana gelen (bkz. örneğin Feilding 1963, Feilding, Baggally ve Carrington 1909) ve koşullar daha gevşek olduğunda ya da araştırmacıları sevmediğinde, tembel olduğunda ya da "güç" zayıf olduğunda hile yapmak konusunda çok az çekincesi olan Eusapia Palladino vakasını anımsatmaktadır (bkz. Braude 1997'deki Palladino tartışması).
Bununla birlikte, Playfair'in de belirttiği gibi, Besterman gerçekten de daha olağanüstü ve hile suçlamalarına daha az müsait olan bir şeye tanık olmuş olabilir. Görünüşe göre etkileyici bir apor olayını kasıtlı olarak rapor etmemiş de olabilir. Belli ki bu tam figürlü bir apor değil, daha ziyade "masanın bir köşesindeki ışımaydı" (de Goes 1937: 125). Playfair şöyle bildiriyor:“İlk toplantıda, [seansların] tutanaklarına göre, Mirabelli ayrıntılı olarak tarif ettiği Zabelle adında bir varlık görebildiğini açıkladı. Besterman, Londra'da bu isimde bir bayan tanıdığını ve şu anda ölmüş olduğunu ve onun varlığına dair bir işaret istediğinde, şişelerin bir masanın üzerinde levite olmaya başladığını, hatta bir tanesinin onun isteği üzerine yere düştüğünü söyledi. Besterman şişelerden bahseder ama gizemli Zabelle'den bahsetmez.
İkinci toplantıda, Zabelle tekrar geldi ve Dr. Thadeu de Medeiros'un fotoğrafını çekmesine yetecek kadar görünür oldu. Bu fotoğraf de Goes'un kitabında yer almaktadır ve gördüğüm en inandırıcı materyalizasyon fotoğraflarından biridir.”
De Goes'un Besterman'ın imzaladığını belirttiği tutanaklara göre Zabelle varlığını kanıtlamak için bir dizi hareket yapmıştır.
Üçüncü toplantının tutanaklarında, Besterman'ın Zabelle'in fotoğrafını incelediği ve tanıdığı kadına çok benzediğini beyan ettiği söyleniyor. Fotoğraftaki yüz son derece nettir, bu tür fotoğrafların çoğundan daha nettir. [Bkz. Şekil 2] (Orijinal Sayfa 450)
Besterman'ın bu olaylardan bahsetmemesi kesinlikle şaşırtıcıdır. De Goes'un tutanakları, üç toplantının ilkinde "Besterman'ın hiç bu kadar ilginç bir şey görmediğini itiraf ettiğini" iddia etmektedir (de Goes 1937: 105). Playfair’in doğrudan gözlemine göre, “Besterman'ın bu olaydan hiç bahsetmemesi şaşırtıcıdır. Yayınlanan uzun raporundan Mirabelli'nin güçlerini gözden düşürmek için hiçbir fırsatı kaçırmak istemediği anlaşılmaktadır ve eğer Zabelle hikayesi doğru değilse, işte bunu yapmak için mükemmel bir fırsat olmuştur. Öte yandan, eğer öykü doğruysa, o zaman Besterman medyum lehine olan güçlü kanıtları gizlemekten suçludur” (Playfair 2011:45).
Hayalet Merdiven
Ancak, Mirabelli'nin daha göz alıcı gösterileriyle bağlantılı olarak hile yaptığına dair bir kanıt bulmak isteyenlerin Mirabelli'nin levite olduğu iddia edilen ünlü (ya da en azından kötü şöhretli) fotoğrafına bakmaları yeterlidir (bkz. Şekil 3a ve 3b). Bu fotoğraf Brezilya dışında ilk kez Playfair'in The Flying Cow kitabının ilk (1975) baskısında yayınlanmıştır. Playfair o kitapta fotoğrafın gerçekliğini doğrulayamadığını ve sahte olabileceğini belirtmiştir.
Doğrulama, 1990 yılında Amerikalı araştırmacı Gordon Stein'ın Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki SPR arşivlerinde fotoğrafın orijinal bir baskısını bulması ve Mirabelli'nin üzerinde durduğu merdiveni kaldırmak için görüntünün rötuşlandığını açıkça göstermesiyle gelmiştir. Orijinal negatifin rötuşlanıp rötuşlanmadığı ya da bir baskının manipüle edilip yeniden fotoğraflanıp fotoğraflanmadığı belli değildir. Ancak her halükârda, kanıtlar açıktır (bkz. Şekil 4) ve Stein, Mirabelli'nin "sahte bir fotoğrafını bilerek gerçekmiş gibi gösterdiğini" iddia etmekte şüphesiz haklı çıkmıştır Şekil 3a 3b 4 (sayfa 451).
Sonuç
Açıkçası, Mirabelli vakası en iyi ihtimalle "karışık medyumluk", yani hileli ve gerçek fenomenleri birleştiren bir durum olarak kabul edilmelidir. Aynı şekilde, Palladino vakasının da açıkça gösterdiği gibi, bir kez hile yapan bir kişinin her zaman hile yapacağı makul bir şekilde iddia edilemez. Gerçekten de, yukarıda belirtildiği gibi, bir medyumun ara sıra hile yapmasının bariz (ve hatta belki de savunulabilir) nedenleri olabilir. Aslında Palladino vakasındaki bir ironi de, izin verildiğinde hile yapmaya istekli olmasının, kariyerindeki en ikna edici ve sıkı bir şekilde kontrol edilmiş ruh çağırma seansları olan 1908 Napoli seanslarına zemin hazırlamış olmasıdır (Feilding 1963, Feilding, Baggally, &Carrington 1909).
Ancak Mirabelli'nin kendini tamamen, münhasıran ve onurlu bir şekilde Ruhçuluğu desteklemeye adamadığını varsayarsak, hile yapmak için nedenleri ne olabilir? En bariz ihtimaller para ve şöhret olabilir. Psişik açıdan yetenekli birinin medyumluğu birincil gelir kaynağı haline getirmek istemesinde doğal olarak skandal yaratacak bir şey yoktur. Ancak, belki de hikâyede bundan daha fazlası vardır. Anlatılanlara göre Mirabelli kendi reklamını yapmaktan çekinmeyen biriydi; Playfair onu gösterişli ve kibirli biri olarak tanımlıyor. Ayrıca Mirabelli'nin 'büyük bir savurgan olduğunu, bir seferde on takım elbise ya da bir düzine ayakkabı satın almaktan çekinmediğini, ancak bunların çoğunu dağıttığını' iddia eder (Playfair 2011: 26). Açıkçası, bu bir şekilde finanse edilmesi gereken bir yaşam tarzıdır.
Besterman'ın Mirabelli'nin mali profiline ilişkin yorumu biraz daha az tarafsızdır. Şöyle yazmıştır:
“Her ne kadar bir profesyonel olarak görülmek istemese de aslında öyle. Mirabelli doğrudan ya da dolaylı olarak (benim de çok iyi bildiğim gibi) önemli ücretler talep etmekte ve elde etmektedir; gerçekten de bir medyumun kendi tesislerindeki seanslara katıldığımda daha önce benden talep edilenlerden çok daha fazla ücretlerdir. Prosedür şöyle işliyor: Mirabelli bir enstitü kurar ya da kurdurur, bu enstitü için çalışır, bu enstitünün binasında yaşar ve medyumlar bu enstitüye ödeme yaparlar. Bu şekilde Eylül 1919'da São Paulo'da Academia de Estudos Psychicos "Cesar Lombroso" kurulmuş ve Mirabelli'nin Rio de Janeiro'ya taşınması, Kasım 1933'te orada Institute Psiquico Brasileiro'nun kurulmasına yol açmıştır” (Besterman 1935:142).
Peki Mirabelli'nin bir hilekârdan başka bir şey olmadığını ve sadece rahat yaşamak için değil, aynı zamanda etrafa para saçarak yaşamak için de hile yaptığını varsayarsak, en etkili tezahürlerinin raporlarını ve özellikle de materyalizasyonlarını nasıl açıklarız? Şüphe duyanlar başlangıçta olağan şüphelilere, yanlış gözlem, saflık ve tanıklar arasındaki gizli anlaşmalara başvurabilirler. Ancak bunun için inanılmaz derecede çok sayıda saf, beceriksiz ya da yozlaşmış insanın olması gerekir ki bu kişilerin tanık olarak birincil diskalifiye edilme sebepleri SPR'nin içinden biri olacak kadar şanslı olmamalarıdır. Mirabelli'nin tezahürleri beş yüzden fazla kişi (yüzden fazlası yabancı) tarafından gözlemlenmiş, genellikle fotoğraflarla desteklenmiş ve daha önce de belirtildiği gibi tezahürler tipik olarak parlak ışıkta ve genellikle iyi kontroller altında üretilmiştir.
Buna rağmen Besterman, Mirabelli'nin en dramatik tezahürlerine tanıklık eden pek çok tanığın yetkinliğini küçümseyici bir şekilde aşağılamıştır. Şöyle yazmıştır:
“Bu kişilerin tanıklıklarının nispeten az bir değeri vardır. Bu beylerin çoğunun Mirabelli'den başka medyumlarla hiçbir deneyimi olmamıştır ve psişik araştırmaların hangi koşullar altında yürütülmesi gerektiği konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Kısacası, onların ifadeleri, üzerinde hiçbir kontrolleri olmayan olaylarla ilgili olarak deneyimsiz ve az çok sıradan ziyaretçiler tarafından ileri sürülen kanıtlara verilebilecek değere sahiptir” (Besterman 1935:143).
Ancak, iddiaları değersiz görünen kişi Besterman'dır. Bir kere, Mirabelli'nin etkileyici ve iyi belgelenmiş tezahürlerinin birçoğu (gördüğümüz gibi) parlak ışık, medyumun sandalyesine mühürle bağlanması ve apor olan bir hayaleti gözlemcinin avucunda erirken tutmak da dahil olmak üzere iyi kontroller altında gerçekleşmiştir. Dahası, çoğu zaman Mirabelli'nin bir numara hazırlama fırsatı bulamadığı yerlerde gerçekleşen bu tür büyük ölçekli tezahürlerin nasıl kontrol edileceğini ya da düzgün bir şekilde nasıl gözlemleneceğini bilmek, medyumluk araştırmaları konusunda zengin bir geçmişe sahip olmayı gerektirmez. Ayrıca, tezahürler uzun yıllar boyunca devam ettmiştir. Mirabelli'nin düzenli araştırmalarının üyeleri muhtemelen deneyimlerinden ders almış ve zamanla daha dikkatli ve kurnaz olmuşlardır. Besterman, yukarıda alıntılanan pasaja düştüğü dipnotta, bu yargısının, raporlarına şüpheyle yaklaştığı kişilerle görüşüp sorgulama girişimine değil, Mirabelli'yle yaşadığı çok sınırlı ve kontrol edilmediğini belirlediğimiz deneyimlere dayandığını itiraf etmiştir.
En azından Besterman kolektif hipnoz ya da kolektif halüsinasyon gibi kötü hipotezlere başvurmamıştır. Bu son çare manevralarını başka bir yerde ayrıntılı olarak ele aldım (Braude 1997, 2007) ve bu yüzden burada sadece birkaç önemli noktaya değineceğim. Birincisi, hipnozla ilgili: Uygun türde bir kitlesel hipnozun şimdiye kadar gerçekleştiğine dair hiçbir kanıt yoktur yani, hipnoz için elverişsiz olduğu yaygın olarak kabul edilen koşullarda ve (daha da önemlisi) insanların hipnotik duyarlılığındaki iyi bilinen ve büyük değişkenliğe rağmen, insanları aynı veya uyumlu gözlemsel raporlar vermeye teşvik etmek. Aslında, eğer bir medyum telkin yoluyla farklı hipnotize edilebilirlik derecelerine sahip farklı insanların aynı anda aynı tezahürü deneyimlemesini ve rapor etmesini sağlayabilseydi ve bunu telkine elverişsiz koşullar altında da yapabilseydi, bu yetenek muhtemelen açıkladığı varsayılan şey kadar paranormal olurdu. Aslında, bu durum şüpheli bir şekilde telepatik etkiye benzemektedir.
İkinci hipotez olan kolektif halüsinasyon ise tek kelimeyle gülünçtür. Mirabelli'nin iyi koşullar altında ve genellikle uzun yıllar boyunca devam eden başarısını asla açıklayamaz. Mirabelli'nin tanıkları mantar merasimi gibi bir şeye katılmadıklarına göre, onlarca yıl boyunca, dikkat çekici bir şekilde aynı veya benzer gerçek olmayan deneyimler yaşayan insanlarla sonuçlanan çok sayıda spontane halüsinasyon olması gerekirdi. Ayrıca, bu hipotez Mirabelli'nin varlığının nedensel ilgisini açıklamakta başarısız olmaktadır. Eğer medyumun tanıkların iddia edilen yanlış gözlem raporlarıyla hiçbir ilgisi yoksa, her şeyden önce tanıklar neden halüsinasyon görüyorlardı? Ama eğer Mirabelli sorumluysa, o zaman (muhtemelen halüsinojen dağıtmadığı için) bu hipotez gerçekten de yetersizliğini az önce belirttiğimiz kolektif hipnozdan ibaret gibi görünüyor.
Ancak bu apor olayları en azından ölen kişinin kimliğine bürünmüş bir dizi işbirlikçi varsayımıyla tatmin edici bir şekilde açıklanabilir mi? Dingwall bu varsayımı bertaraf etmiştir:
“Hatta toptan konfederasyon olasılığını kabul edeceğim ve (tartışma uğruna) maddeleştirmelerin medyumun ya da bakıcıların konfederasyonları olduğunu varsayacağım. Ancak konfedere varlıklar insanlardır ve insanlar genellikle levite olamaz, parçalara ayrılmaz ve buhar bulutları içinde yüzmezler. Konfederasyonlar vücutlarının yarısını kaybetmezler, sarkık süngerler gibi hissetmezler ve onları yakalamaya çalışan insanlara şiddetli şoklar vermezler” (Dingwall 1930: 301-302).
Ayrıca Mirabelli'nin rapor ettiği tezahürlerin, haklarında iyi kanıtlar bulunan daha küçük materyalizasyon tezahürleriyle karşılaştırıldığında (bkz. Braude 1997, Inglis 1977, Weaver 2015) pek de tuhaf olmadığını da belirtmek gerekir. Bazıları sadece daha eksiksiz, karmaşık ya da virtüöziktir. Bundan başka, tutarlılık derecelerini belirlemek için herhangi bir güvenilir ölçeğin yokluğunda ve kısmi apor hali için (Home ve Palladino vakalarından elde edilen kanıtlar da dahil olmak üzere) makul kanıtların bolluğu göz önüne alındığında, Richet'nin sıcak, eklemli ve hareketli canlı bir elin, hatta tek bir parmağın apor etmesini anlamanın, gelip giden, konuşan ve onu örten perdeyi hareket ettiren bütünlemiş bir varlığın apor etmesini anlamak kadar zor olduğu yönündeki uyarısına kulak vermemiz iyi olacaktır (Richet 1923/1975:491).
Mirabelli'nin görünüşte iyi kanıtlanmış ve iyi kontrol edilmiş tezahürlerinin birçoğunun herhangi bir olası şüpheci reddedişe direndiği bir gerçektir. Elbette, hiçbir kontrol altında olmayan sihirbazlık numaralarını Besterman'ın ifşa etmesi ve bunlarla ilgili varsayımları, Mirabelli'nin vakasında rapor edilen çok daha muhteşem ve kontrollü fiziksel tezahürlerin yarattığı iddiayı açıklamakta başarısız olmaktadır. Dolayısıyla, Mirabelli'nin tezahürleri D. D. Home, Eusapia Palladino, Kluski ve diğerlerinin en iyileri kadar sağlam temellere dayanmasa da, bu vakayı ciddiye almak ve belki de psişik tezahürlerin ne kadar ses getirici olabileceğini göstermek için geçerli bir neden vardır.
Kaynaklar
Besterman, T. (1930). Review of Mensagens do Além obtidas e controladas pela Academia de
Estudios Psychicos "Cesar Lombroso" atravez do celebre Medium Mirabelli.Journal of the
Society for Psychical Research, 26:142-144.
Besterman,T. (1932a).The mediumship of Rudi Schneider. Proceedings of the Society for Psychical Research, 40:428-436.
Besterman, T. (1932b). The psychology of testimony in relation to paraphysical phenomena.Proceedings of the Society for Psychical Research,40:363-387.
Besterman, T. (1935). The mediumship of Carlos Mirabelli. Journal of the Society for Psychical Research, 29:141-153.
Besterman, T. (1936).Letter to the Journal.Journal of the Society for Psychical Research, 29:235-236.
Braude, S. E. (1997). The Limits of Influence:Psychokinesis and the Philosophy of Science,Revised Edition. Lanham, MD: University Press of America.
Braude, S. E. (2007). The Gold Leaf Lady and Other Parapsychological Investigations. Chicago:University of Chicago Press
De Goes, E. (1937). Prodígios da Biopsychica Obtidos com o Médium Mirabelli. São Paulo:
Typographia Cupolo. [Reprinted in Coleção Mirabelli Volume 2, edited by M. Bellini, São
Paulo:Centro Espírita Casa do Caminho Santana, 2016]
Dingwall, E. J. (1930). An amazing case: The mediumship of Carlos Mirabelli.Psychic Research,34:296-306.
Dingwall, E. J. (1936). Letter to the Journal. Journal of the Society for Psychical Research, 29:169-170.
Dingwall, E. J. (1961). Review of H. Gerloff, Das Medium Carlos Mirabelli: Eine Kritische Unter-suchung.Journal of the Society for Psychical Research, 41(708):80-82.
Dingwall,E.J. (1962) Very Peculiar People. New Hyde Park, NY:University Books.
Driesch, H. (1930)
The mediumship of Mirabelli. Journal of the American Society for Psychical Research,24:486-487.
Feilding,E. (1963).Sittings with Eusapia Palladino and Other Studies. New Hyde Park,NY:University Books.
Feilding, E., Baggally, W. W., & Carrington, H. (1909). Report on a series of sittings with Eusapia
Palladino. Proceedings of the Society for Psychical Research, 23:309-569. [Reprinted in
Feilding 1963]
Imbassahy, C. (1935) O Espiritismo à Luz dos Fatos. Rio de Janeiro: FEB.
Inglis, B. (1977) Natural and Supernatural. London: Hodder & Stoughton.
Inglis,B. (1984) Science and Parascience:A History of the Paranormal 1914-1939.London:Hodder &Stoughton.
Medeiros, T. (1935) The mediumship of Carlos Mirabelli. Journal of the American Society for Psychical Research, 29:15-18.
Playfair, G. L. (1992) Mirabelli and the phantom ladder. Journal of the Society for Psychical Research,58:201-203.
Playfair,G.L. (2011) The Flying Cow.Guildford,UK:White Crow Books.
Richet, C. (1923/1975) Thirty Years of Psychical Research.New York:Macmillan/Arno Press.
Stein,G. (1991) The amazing medium Mirabelli. FATE Magazine, 44(3)(March):86-95.
Walker, M. C. (1934) Psychic research in Brazil. Journal of the American Society for Psychical Research,28:74-78.
Weaver, Z. (2015) Other Realities? The Enigma of Franek Kluski's Mediumship. Hove, UK: White Crow Books.
RUHSAL TEBLİĞLER
Brezilyalı medyum Carlos Mirabelli, metapsişik araştırmalardaki en etkileyici fenomenlerden biridir. Onun çeşitli hekimler, bilim insanları ve devlet adamları önünde gerçekleşen ve imza ile kayıt altına alınan fenomenlere bakarak -özellikle de psikokinetik tezahürleri- kendisinin tüm zamanların en büyük fiziksel medyumu olduğu söylenebilir.
Mirabelli'nin -çok büyük nesneler dahil- cisimleri temas etmeden hareket ettirdiği, bir sandalyeye bağlıyken kendini havaya kaldırdığı ve her türden nesneyi demateryalize ederek (yok ederek) uzak yerlere taşıdığı gözlemlenmiş, bir kısmı da fotoğraflanmıştır.
Şekil 1. Dr. Carlos de Castro’nun (sağda), merhum şair Giuseppe Parini'yi kendisiyle,trans halindeki Mirabelli’nin arasında bulduğunda paniğe kapılmış görüntüsü.
Mirabelli'nin ayrıca parlak gün ışığında birçok farklı tam figürlü materyalizasyon (var ederek) durumu meydana getirdiği ve bunların genellikle seansa katılanların ölen akrabaları, tanıdıkları veya tanınmış halk figürleri olarak tespit edilerek doğrulandığı kayıtlara geçmiştir. Tüm bu materyalizasyon olaylarına tanık olan izleyiciler ilk 30 dakikalık süreçte doktorlar tarafından incelemeye alınmış ve vücut fonksiyonlarının normal olup olmadığı kontrol edilmiştir. Materyalize olan figürlerin ve varlıkların fotoğrafları çekilmiş hatta bazılarının alçı ile el ve ayak kalıpları alınmış ve sonra yavaş yavaş herkesin gözü önünde kaybolup, solup gittikleri tespit edilmiştir. Bununla birlikte Mirabelli, kendisinin havaya uçtuğunu gösteren, üzerinde oynanmış bir fotoğrafın kötüye kullanımı da dahil olmak üzere zaman zaman dolandırıcılıktan açıkça suçlanmıştır. Mirabelli, komple bir medyumun metapsişik araştırmalarda yer almasına ilişkin zorlukları gösteren en önemli örnektir.
Şekil 2. Gün ışığında ortaya çıkan ve 4 metre boyunda materyalize olan varlık, Mirabelli’nin evinin arka bahçesinde belirmişti.
Mirabelli, 1889 yılında Brezilya'da İtalyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Psişik fenomenlerle ilgili araştırmalar yapan Guy Playfair, Mirabelli hakkında şöyle yazıyor: “Birçok göçmen çocuğu gibi, o da ne atalarının ne de benimsediği ülkenin diline hiçbir zaman tam anlamıyla hâkim olamadı. Biraz İngilizce ve muhtemelen biraz da Almanca öğrendi, ancak kesinlikle dil öğrenmeye yetenekli birisi değildi.” Mirabelli'nin psikokinezi geçmişi, yirmili yaşlarının başında bir ayakkabı mağazasında çalışırken bazı tekinsiz ve benzeri olaylarla başlamış gibi görünüyor. Anlatılanlara göre, ayakkabı kutuları raflardan uçuyor ve bazen de bundan kaçan Mirabelli'yi sokağa kadar takip ediyordu. Sonuç olarak, pek çok kişi Mirabelli'nin deli olduğu sonucuna vardı ve çok geçmeden bir akıl hastanesine gönderildi. Ancak, sorumlu psikiyatristlerin görünüşe göre başka tespitleri vardı ve Mirabelli'ye deli gömleği giydirmek yerine ona bazı testler yaptılar. Bu testler sonucunda, onun nesneleri uzaktan hareket ettirebildiğini keşfettiler. Doktorların o zamanlar vardıkları sonuç ise: “Mirabelli'nin normal olmamasına rağmen deli de olmadığıydı. Mirabelli'nin çevresinde meydana gelen olayların; hepimizin sahip olduğu ancak Carlos Mirabelli'nin olağanüstü derecede fazla bulunan sinirsel akışkan radyasyonunun bir sonucu olduğuydu”. Bu nedenle, Mirabelli sadece 19 gün sonra akıl hastanesinden çıkarıldı.
Mirabelli'nin medyumluk kariyeri bu noktada başladı ve çok hızlı bir şekilde gelişti. Hızla çoğalan şaşırtıcı raporlar dizisine tepki olarak Mirabelli açıkça dolandırıcılıkla suçlandı ve bazı yerel gazeteler de açılan bu davalarda taraf oldular. Suçlayan kesimlerin yanı sıra yaşadığı bölge olan Sao Paulo’dan çok sayıda sempatizanı ve destekçisi de vardı. Gerçekten de araştırmacı Eric Dingwall'un gözlemlediği gibi Mirabelli'nin arkadaşları ve destekçileri arasında Sao Paulo toplumunun üst düzeylerinden pek çok kişi de vardı. Mühendisler, kimyagerler, matematikçiler, tıp adamları, politikacılar, üniversitelerin çeşitli fakültelerinin üyeleri hepsi onun lehine tanıklık etti ve onun huzurunda tanık oldukları inanılmaz fenomenleri anlattılar. (Dingwall 1930)
Mirabelli'nin başarıları o kadar şaşırtıcıydı ki, sonunda davayı karara bağlamak için 20 kişilik bir komite kuruldu. Komite, Mirabelli olaylarının gerçekliğini belirlemek için nitelikli kişiler tarafından daha resmi bir soruşturma yürütülmesi gerektiği sonucuna vardı. Ve bu araştırma, 1919'da bu amaçla kurulan Cesar Lombroso Psişik Araştırmalar Akademisi tarafından yürütüldü. Ancak SPR'den (Society for Psychic Research) Theodore Besterman'a göre bu Akademi yalnızca Mirabelli ve eşinden oluşuyordu ve dolayısıyla Mirabelli yalnızca kendisini araştırıyordu (Besterman 1935). Ancak daha sonra göreceğimiz gibi Besterman aslında güvenilir bir muhabir olmayabilirdi. Her halükârda Akademi'nin raporu 1926'da yayınlandı ve Mirabelli'yi Kuzey Yarımküre'deki araştırmacıların dikkatine sunan da bu rapor oldu.
Dingwall, Mirabelli'nin tezahürlerinin çok önemli bir özelliğe dikkat çekmiştir; bunun "Mirabelli'nin iddialarını küçümsemeye çalışanlar tarafından unutulabileceği" ve aslında Besterman (1935) tarafından da göz ardı edilebileceği konusunda kamuoyunu uyardı. Bu önemli özellik, Mirabelli'de gözlemlenen olayların büyük bir kısmının, hatta materyalizasyonların, telekinezilerin ve levitasyonların (havaya yükselme) bile “gün içinde ve gün ışığında” araştırılmış olmasıdır.
Şekil 3. Mirabelli’nin dünyaca ünlü levitasyon fotoğrafı
Akşam yapılan celse oturumları güçlü elektrik ışığıyla aydınlatılan odalarda yapılıyordu. Mirabelli'nin aynı zamanda şifa çalışmaları da yaptığını ve otomatik yazı fenomenlerinin, yazmanın ötesinde resim ve müzik fenomenlerine kadar uzandığını da belirtmeliyiz. Araştırmacı Playfair'e göre Mirabelli trans halinde farklı karakteristiklerde resim yapabiliyordu, hayatta kalan akrabaları tarafından kimlikleri bildirilen ve kendisinin hiçbir zaman görmediği ölmüş insanların portrelerini yapabiliyordu ve bu portrelerin 50 kadarı bir zamanlar Amsterdam'da sergilenmişti. Aynı zamanda hiç yoktan müzik besteleri de meydana getirebiliyordu. Tanıklar, onun huzurunda opera parçalarından askeri marşlara kadar uzanan, ruhsal konserler dinlediklerini hatırlıyor; bu sırada müzik eğitimi almamış olan Mirabelli -aslında hemen hemen hiçbir konuda eğitim almamış olmasına rağmen- uzun aryalar söylüyordu. Çok sayıda dilde bu performansları sergilerken aynı anda yazı yazıp resim çizebiliyordu. Cesar Lombroso Psişik Araştırmalar Akademisinin araştırması sırasında gözlemlenen olgular üç kategoriye ayrıldı:
1-Bazı lehçeler de dahil olmak üzere 28 farklı dilde ve ayrıca 3 ölü dilde (Latince, Keldanice ve Hiyeroglif Dili) otomatik yazı fenomeni;
2-7 farklı lehçe dahil 26 farklı dilde sözlü medyumluk;
3-Levitasyon (Nesnelerin havaya yükselmesi havada kalması) ve Teleportasyon (cisimlerin yer değiştirmesi), bir sandalyeye zincirle bağlanmış olması durumunda bile kendini havaya kaldırabilme, bir demet çiçekten büyük mobilya parçalarına kadar her şeyi havaya kaldırabilme,
Nesneleri ve insanları materyalize etme, kendisi de dahil olmak üzere görülebilen herhangi bir şeyi demateryalize edebilme. Kilitli çekmecelerin içindeki tepsilerdeki un veya balmumu üzerinde izler yaratabilme,
“Mirabelli'nin trans halindeyken farklı dillerdeki konuşmaları tıp, hukuk, popüler konular, astronomi, müzik bilimi ve edebiyata kadar geniş bir skalaya sahip olması bakımında da çok dikkat çekicidir.” (Dingwall 1930:304)
Playfair ise Mirabelli ile ilgili şu bilgileri aktarıyor; “Görüştüğüm tüm tanıklar şüpheye mahal vermeyecek şekilde, trans dışındaki normal hayatında, Mirabelli'nin kendi konuştuğu dillerden hiçbirini (İtalyanca ve Portekizce de dahil) düzgün bir şekilde konuşamadığını aktarmıştır.” (Playfair 2011).
Otomatik yazı fenomeni aynı zamanda çeşitlilik, miktar ve hız açısından da oldukça dikkat çekicidir.
Araştırmacı Dingwall'a göre, Johann Huss, (1415‘te Konstantin konsili tarafından yakılarak infaz edilen hıristiyan reformcu teolog) Mirabelli’yi trans altında tesiri altına alarak "Çekoslovakya'nın Bağımsızlığı" üzerine 9 sayfalık bir incelemeyi 20 dakikada yazdırmıştır.
Nicolas Camille Flammarion (Ünlü Fransız bir astronom ve yazar) ona, üzerinde yaşanılan gezegenler hakkında 19 dakika süren 14 sayfalık Fransızca bir yazı yazması için ilham verdi.
Murika Ksi ise Mirabelli’ye Rus-Japon savaşı ile ilgili 12 dakikada 5 sayfalık Japonca bir metin yazdırdı; Musa, İbranice yazılmış "İftira" (die Verleum-dung) başlıklı dört sayfalık tezi yazdırmıştır. Harun Reşid'in 15 sayfalık Süryanice yazdırdığı "Allah ve Peygamberleri" adlı yazı da 22 dakika sürerek listenin son sıralarında yer alırken, Dingwall; en kapsamlı eserinin 90 dakikada ve İtalyanca olarak yazdığı 40 sayfalık "Komşunu Sevmek" adlı yazı olduğu belirtiyor. Tüm bu psişik kendiliğinden yazı çalışmalarının en ilginci üç sayfalık ve Hiyeroglif dilinde yazılan ve de çevirisi yapılamayan yazıdır.
Cesar Lombroso Akademisi, toplamda 392 adet seans bildirdi. Çoğunluğu (349’u) Akademi'nin tesislerinde olmak üzere 22 farklı yerde düzenlendi. Bu 392 oturumdan 189'u sözlü medyumluk, 93'ü otomatik yazma ve 110'u fiziksel fenomenler içindi. Fiziksel fenomenler açısından bakıldığında ise 63 seans başarılı geçti. Bunlardan 40'ı gündüz gün ışığı altında, 23'ü ise akşam veya gece, parlak lamba ışığı altında gerçekleştirildi. Dahası, Mirabelli bu oturumlarda tanıklar tarafından açıkça görülebiliyordu; çoğunlukla sandalyesinde bağlı bir şekilde oturuyordu ve öncesinde ve sonrasında arama yapılan odalarda bulunuyordu. Görgü tanıkları, bu koşullar altında hileli olarak gerçekleştirilmesi imkânsız görünen birçok olayı doğrulamışlar ve bunlarla ilgili olarak da tutanaklar imzalamışlardır.
Örneğin, Mirabelli'nin oturduğu ve bacaklarının iple bağlı olduğu bir koltuk, yerden iki metre yüksekliğe yükseldi ve iki dakika havada kaldı. Başka bir seansta, bir kafatası havaya yükseldi ve kemikleri oluşmaya başladı, sonunda bütün bir iskelete dönüştü. Gözlemciler, tekrar kaybolmaya başlayana kadar bir süre iskelet üzerinde durdular ve kafa havada kaldı ve sonra kafatası hızla zemine düştü. Başka bir deneyde 22 dakika süren etkinlik boyunca gün ışığı altında Mirabelli bağlı kaldı. Daha sonra gözlemcilerden biri içinden, kafatası ilk kez havaya kalktığında bunun ardından iskeletin geri kalanının ortaya çıkıp çıkmayacağını sorduğunu itiraf etmişti.
Gerçekleşen bir başka fenomen o kadar şaşırtıcıydı ki Dingwall'un aktarımı bütünüyle alıntılanmayı hak ediyor. Olay, odayı dolduran bir gül kokusuyla başladı ve birkaç dakika sonra bir koltuğun üzerinde belli belirsiz bulutsu bir görünümün oluştuğu fark edildi (ektoplazma fenomeni). Tüm gözler bu tezahür üzerine perçinlendi ve oturanlar bulutun kalınlaştığını ve küçük kabarcıklar oluşturduğunu gözlemledi. Bir bulut buharı olarak tasvir edilebilecek bu görüntü daha sonra bölündü ve süzülüp yoğunlaşarak oturan gözlemcilere doğru hareket etti, aynı zamanda da dönüyor ve sarımtırak altın bir renkte parıldıyordu. Daha sonra buluttan bir parça bölündü ve ortaya çıkan boşlukta bir gemi kazasında boğulan Piskopos Camargo Barros'un gülümseyen silueti ortaya çıktığı. Şapkasını ve makam nişanını takıyordu ve bu ektoplazmik tezahürü sırasında bir doktor tarafından titizlikle muayene edildi. Solunum yaptığı doğrulandı ve ağzındaki tükürük bile incelendi; mideden gelen gurultu sesleri bile gerektiği gibi duyuldu ve not edildi. Diğer gözlemciler de Camargo Barros’un ektoplazmik tezahürünü incelediler ve herhangi bir illüzyon ya da hayal güçlerinin oluşturduğu bir imge olmadığından tamamen emin oldular. Daha sonra ölü piskoposun bu ektoplazmik tezahürü onlara hitap etti ve ortadan kayboluş şeklini dikkatle izlemelerini söyledi. Hayalet daha sonra derin bir trans halinde sandalyesinde yatan medyuma yaklaştı ve üzerine eğildi. Aniden hayaletin bedeni garip bir şekilde sarsılmış gibi göründü ve sonra küçülmeye ve giderek solmaya başladı. Her iki taraftaki gözlemciler tarafından kontrol edilen medyum daha sonra yüksek sesle horlamaya ve soğuk terler dökmeye başladı, bu arada hayalet ortadan kaybolana kadar küçülmeye ve kaybolmaya devam etti. Sonra da odayı tekrar tatlı bir gül kokusu kapladı. (Dingwall)
Mirabelli'nin demateryalizasyonları (ortadan kayboluşları) arasında belki de en ünlüsü, São Paulo'da, Luz tren istasyonunda bir anda ortadan kaybolarak yaklaşık 50 mil uzaktaki São Vicente'de kendiliğinden belirmesiydi. Görgü tanıkları, onun arkadaşlarıyla birlikte durduğu tren istasyonundaki platformdan kaybolduğunu söyledi. Dehşete kapılan arkadaşları, yaklaşık 15 dakika sonra gittikleri evden bir telefon aldılar ve Mirabelli'nin son 15 dakikadır São Vicente’de olduğunu doğruladılar.
Mirabelli, özellikle gösterişli hayatı, kibirliliği ve gösterdiği fenomenler karşılığında azımsanmayacak miktarlar kabul etmesi nedeniyle Brezilya Spiritizmi açısından kutuplaştırıcı bir figür olmuştur. Ancak Mirabelli'nin lehine olan delillerin bir kısmının da özellikle medyuma karşı önyargılı tanıklardan geldiğini belirtmekte de fayda var. Belki de en önemli açıklama, Ortodoks Brezilya Ruhçuları topluluğunda çok saygı duyulan biri olan ve 528 sayfalık “O Espiritismo à Luz dos Fatos“un (Gerçeklerin Işığında Ruhçuluk) yazarı Carlos Imbassahy'nin ifadeleridir. Imbassahy'nin ise aslında Mirabelli'nin hayranı olmadığı açıktı. Mirabelli’nin ya adi bir sahtekar, ya yetenekli bir sihirbaz ya da en iyi ihtimalle hem bedenli hem de bedensiz bir varlık olarak yanlış bir topluluğa karışmış bir medyum olduğunu düşünüyordu. (Playfair 2011).
(Devam Edecek)
Kaynak (STEPHEN E. BRAUDE- Article in Journal of Scientific Exploration·September 2017)
ALINTI MAKALE
İlk nesil psişik araştırmaların önde gelen teorisyeni, 6 Şubat 1843'te Keswick, Cumberland, İngiltere'de doğdu ve Cambridge Trinity College'da eğitim gördü. Myers, 30 yıl boyunca Cambridge'de okul müfettişi olarak görev yaptı. Burada, psişik araştırmayı sürdürme kararlılığı, 1869'da Henry Sidgwick ile yıldızların ışığında yaptığı bir yürüyüş ve konuşmanın ardından doğdu.
Onun teorisi şuydu: Eğer manevi bir dünya insanlara tezahür ederse, onun şaşmaz işaretlerini keşfetmek için ciddi bir araştırma yapılması gerekir. Çünkü "başka bir dünyanın müdahalesini bilimsel olarak doğrulamak için yapılan tüm girişimler boşa çıkarsa, bu geleneksel dinin yanı sıra başka bir hayata dair tüm umutlarımıza korkunç bir darbe, ölümcül bir darbe olacaktır" çünkü "bundan böyle Açıkça düşünmenin mümkün olduğu çağımızda, insanların, şimdi yanılsama ve hile olarak görülen şeyin geçmişte gerçek ve vahiy olduğuna inandırılması çok zor olacaktır."
Myers'ın aklında kasıtlı, tarafsız ve kesin bir araştırma için deneysel bir yöntem vardı. 1882'de kurucularından olduğu Londra Psişik Araştırmalar Derneği (SPR) işte bu ruhla kuruldu. Tüm enerjisini bu işe adadı ve derin bir bilim anlayışıyla psikolojik tarafa yoğunlaştı. Dernek'in yaşadığı dönemde yayımlanan 16 ciltlik bildirileri'nden, onun kaleminden önemli bir katkı sağlamayan çok az şey var.
Edmund Gurney ve Frank Podmore ile birlikte yapılan (ve toplumun paranormal olaylara ilişkin ilk büyük çalışmalarından biri olan) Yaşayan Hayaletler'de, paranormal olayları sınıflandırma sistemi tamamen onun fikriydi. "Telepati", "normalüstü", "doğrulanabilir" ve bugün daha az kullanılan diğer birçok sözcük Myers tarafından icat edildi.
SPR'de fahri sekreterlik görevini üstlendi. 1900 yılında Myers, daha önce yalnızca seçkin bilim adamlarının doldurduğu başkanlık koltuğuna seçildi.
Fortnightly Review gibi süreli yayınlara birçok makaleyle katkıda bulundu. Bunlar Bilim ve Gelecek Yaşam ve Diğer Denemeler başlıkları altında 1893 yılında toplanıp yayınlandı .
En önemli yayını “İnsan Kişiliği ve Bedensel Ölümün Hayatta Kalması”, 1903'te ölümünden sonra yayınlandı.Bu, Myers'ın gerçek ego olarak resmettiği bilinçaltı benliğin potansiyel güçlerinin bir sunumudur. Bilinçaltı benlik geniş bir psişik organizmadır, ruhun yaşamıdır, bedenin yaşamıyla bağlantısı yoktur; sözde olağanüstü yetiler bunun normal algı kanallarıdır ve sıradan bilinç yalnızca küçük bir rastlantısal kısımdır.
Myers, normalüstü fenomenlerin tamamının veya çoğunun ölülerin ruhlarından kaynaklandığı yönündeki Spiritüalist görüşe karşı çıktı ve tam tersine, en büyük oranın, failin veya algılayanın hâlâ bedende olan ruhunun eyleminden kaynaklandığını ileri sürdü. Teori, kaotik psişik fenomenler yığınına düzen getirdi. Öte yandan ölümden sonra hayatta kalma olgusunun olasılığını büyük ölçüde artırdı. Bilinçaltı benliğin güçleri evrim süreci boyunca yozlaşmadığından ve bu yaşamda hiçbir amaca hizmet etmediğinden, açıkça gelecekteki bir varoluşa yönelik oldukları açıktır. Örneğin; bilinçaltı -eğer tüm bunların bir faydası olmayacaksa- neden tüm düşünceleri ve hatıraları bu kadar dikkatli bir şekilde saklıyordu.
Kendisi de derin bir psikolog olan Theodore Flournoy , Myers'ı "zihin bilimi alanında zamanımızın en dikkate değer kişiliklerinden biri" olarak görüyordu. Ayrıca şu gözlemde bulundu: "Gelecekteki keşifler onun zihinsel ve fiziksel dünyamızın ağına ve dokusuna bedensiz olanın müdahalesi tezini doğrularsa, o zaman Myers’ın adı da inisiyelerin altın kitabına yazılacak , Kopernik ve Darwin'den sonra 3. dahi olarak anılacaktır.”
Walter Leaf, Myer'ı Ruskin'le karşılaştırdı ve onu bazı açılardan akranı olarak gördü. Charles Richet'e göre "Myers bir mistik olmasa da, bir mistiğin tüm inancına ve bir havarinin şevkine ve bir bilginin bilgeliği ve kesinliğine sahipti ."
Myers yalnızca parapsikolojinin ilk kuşağı üzerinde çalışmıyordu, aynı zamanda psikolojinin kendisini fizyolojinin hakimiyetinden ayırmaya çalıştığı bir dönemin içinde çalışıyordu. Myers'ın çağdaşlarının onun psikolojik teorileri hakkındaki nazik sözleri, onun entelektüel topluluktaki genel yüksek konumunu ve Myers'ın insan kişiliğine ilişkin teorilerine verilen önemi yansıtıyor. Bununla birlikte, paranormal olaylara önemli bir yer veren psikoloji teorileri, çağdaşı Sigmund Freud'un ona rakip düşünceleri ve psikoterapinin ortaya çıkışı nedeniyle yerinden edildi. Freud’cu düşüncenin başarısında Myers'ın fikirleri kenara itildi. (Kaynak:https://www.encyclopedia.com/)
ALINTI MAKALE
Mıknatısların iyileştirici etkisi ve fizyolojik işlevler (örneğin kan akış hızları) üzerindeki etkileri üzerinde deneyler yaparken Mesmer, evren boyunca akan yeni bir enerji türü tanımladığına ve bu enerjinin vücut içindeki dağılımının doğrudan bir etkiye sahip olduğuna inanıyordu. Dengesiz bir enerji akışı, kendisini bir dizi farklı nörolojik bozukluk olarak gösterebilir. Tedavi, sağlıklı bir mıknatısın enerjisini kullanarak ve bunu hastaya aktararak bu dengesizliği ele almayı içerecektir. Mesmer başlangıçta mıknatısları iyileşme sürecinde kullandı, ancak kısa bir süre sonra bunların gereksiz olduğunu ve kendi ellerini kullanarak veya hastaya hafifçe dokunarak aynı etkinin elde edilebileceğini keşfetti. Mesmer'in ilk hastalarından biri olan Beloff , histerik bir bozukluğun neden olduğu kasılmalardan muzdarip bir kadındı. Mesmer, yöntemini kullanarak konvülsiyonlarını kontrol edebildiğini keşfetti ve bu başarısı sayesinde tedavisinin ve adının yayıldığını, iyileşen hastalarda artış sağladığını ve tekniğin son derece popüler hale geldiğini keşfetti.
İlk başlarda Mesmer'in tedavi ettiği bozukluklarla ilişkili nöbetler yaygın bir olaydı. Ancak, öğrencilerinden biri tarafından uygulanan ve hastalarının uyku benzeri bir duruma geçtiği yöntemi gördükten sonra, bu duygulanım daha da arttı.
Mesmer'in tekniği sonunda hipnozun temeli haline geldi, ancak parapsikoloji için adı, bazı hastalarının bu uyku benzeri durumdayken sergilediği ve 'yüksek fenomen' olarak adlandırılan bir davranışla ilişkilendirildi. Hastalar, duyusal olarak erişemedikleri bilgilere ve olaylara erişebildiklerini bildiriyorlardı ve bu durum farklı çağrışımlar yapmak için kullanmaya yönelik çalışmaların yürütülmesine yol açtı. Fransa'daki tıp camiasının mesmerizme karşı çıkardığı isyanla, iddialarını incelemek için iki komisyon kuruldu. Her ikisi de negatif çıkınca sonuçlar alkışlandı (Beloff, 1993). Bu araştırma, parapsikolojik fenomenlerin ilk incelenmesini, okültist ve yarı-dini ortamların ötesinde araştırarak sonuçlandırmıştır. Araştırma, mesmerizmin yüksek fenomenleri üzerine odaklanmaktadır. Bu araştırma, araştırmacının test koşullarını kontrol ederek fenomenin gerçekliğini oluşturmaya yardımcı olabileceği sonucunu ortaya koydu. (Irwin & Watt, 2007). Bu sonuçlardan, mesmerizm'in parapsikolojinin kökenlerinde önemli bir faktör olarak kabul edilebileceği anlaşılabilir.
ALINTI MAKALE
Hayatta kesinlik içermeyen ve tahmin edilemeyen pek çok olayla karşılaşsak ta kesin olarak gerçekleşeceğini bildiğimiz tek şey ölümdür. Sözlük anlamı olarak; yaşamın sona ermesi, tüm yaşamsal fonksiyonların kalıcı olarak durması, kan dolaşımının ve nefes almanın durması, beyin ölümü gibi ifadelerle tanımlanan yaşamın bu son eylemi, gerçekten hayatın sonu mudur? yoksa ölüm, bireyin farklı bir varoluş türüne, yani ölüm sonrası hayatta kalmaya ilerlemesi için aşılması gereken biyolojik bir engel midir?
Ölümün doğası ve fizyolojik özellikleri nedeniyle, ölümden sonraki hayata ilişkin bu tür soruları araştıran araştırmacıların karşılaştığı zorluklar büyüktür. Bireylerin deneyimlerini aktarmalarına bağlı olması nedeniyle subjektif yoruma açık olsa da kullanılan yöntemlerden biri de ölüme yakın deneyimlerin (ÖYD) incelenmesi ve derlenmesidir. Bu deneyimler esas olarak -yalnızca bunlarla sınırlı olmamakla birlikte- ölüme çok yaklaşan veya bazen klinik olarak ölü ilan edildikten sonra kısa süre içinde yeniden hayata dönen kişiler tarafından talep edilmektedir. Çoğu durumda, tıbbi personel onları hayata döndürmeye çalışırken, vücutlarında gerçekleştirilen olaylar ve prosedürler hakkında bilgi sahibi olduklarını ifade etmişlerdir.
ÖYD'lerin en kapsamlı koleksiyonlarından biri, psikiyatrist Raymond Moody tarafından derlenmiş ve konuyla ilgili 1975'te yayınlanan ilk kitabı 'Hayattan Sonra Hayat” ta 150 ayrı öykü üzerinde yaptığı araştırmada birçok ortak unsuru kategorize etmiştir.
Bu öykülerin hepsinde bulunan ortak noktalar; deneyimi ifade etmekte güçlük çekme, huzur içinde olma duygusu, beden dışı deneyim, bir ses duymak, bir tünelden geçmek, aile üyeleri, arkadaşlar veya ışık varlıkları tarafından karşılanmak, hayatın gözden geçirilmesi ve geri dönüş gibi unsurlardır.
Bu unsurlar kullanılarak klasik bir ÖYD oluşturulduğunda ortaya şöyle bir senaryo çıkar;
“Bir kadın ölüyor, çevresinde büyük bir kargaşa ve gürültü olmasına rağmen bu sesler azalmaya başlıyor ve kişiyi bir huzur duygusu kaplıyor. Birdenbire kendisini, bedeninin dışında buluyor ve doktorlar yatağının etrafında çalışırken bir izleyici gibi kendisini seyrediyor. Her ne kadar fiziksel bedenine baksa da artık onu kontrol eden farklı tipte bir bedene sahip olduğunun farkına varıyor. Nesneleri uzak mesafeden görebildiğinden ve odaklanabildiğinden, algılama gücü önemli ölçüde artıyor. Aniden rahatsız edici bir ses duyuyor ve daha sonra yanlarında çizgiler, desenler ve merkezinde parlak bir ışık bulunan karanlık bir tünelde çok hızlı ilerlemeye başlıyor. Işığa ulaştığında kendisini; ailesi, arkadaşları ve aynı zamanda ışıktan yapılmış bir varlık karşılıyor. Işık varlığı ona yaşamış olduğu birçok olayı gösterip, geri dönmesi gerektiğini söylüyor ve bu noktada kendini tekrar bedeninde buluyor. Daha sonra deneyimini paylaşmak istese de yaşadığı şeyi ifade edecek kelimeleri bulmakta zorluk yaşıyor ve bu deneyim hayatını sonsuza dek değiştiriyor.”
Deneyimleyen için ÖYD'lerin yaşamı değiştirecek etkileri olsa da bunlar ölüm sonrası hayatta kalmanın kanıtı olarak kullanılabilir mi veya bazı araştırmacıların önerdiği gibi ÖYD'ler yalnızca beyin oksijenden mahrum kaldığında veya oksijene maruz kaldığında ortaya çıkan nörolojik olaylar mıdır?
Bu makale ÖYD'leri çevreleyen farklı teorilerden bazılarını ve ölümden sonra hayatta kalmanın kanıtlarını içeren iddiaları incelemektedir. Moody tarafından kategorize edilen ÖYD'lerin çeşitli ortak unsurları üzerine yürütülen çalışmalar araştırmacıları bu konuya yöneltmiştir. Irwin ve Bramwell, 1988; Saavedra-Aguilar ve Gomez-Jeria, 1989; Morse, Venecia ve Milstrin, 1989; Fenwick, 1997; Jansen, 1997; Ring ve Cooper, 1997 bir dizi farklı teori ve sonuca varmıştır.
Susan Blackmore ve Tom Troscianko (1988, 1989, 1993) tarafından Bristol Üniversitesi Algısal Sistemler Araştırma Merkezi'nde yürütülen çalışma, tünel deneyiminin kökenlerini tartışır; Teorilerden biri, tünelin, bir bilinç durumundan diğerine geçişin, farklı aşamaları geçerken bilincin kararmasının sembolik bir temsili olduğu (Robert Crookall, 1964) veya zihnin normal bir durumdan çıkmasıyla oluşan psikolojik bir fenomen olduğu yönündedir.
Blackmore ve Troscianko, bireyler tarafından bu kadar sık dile getirilen şeyin neden bir kapı, geçit veya nehir değil de bir tünel olduğuna dair sembolizmleri tartışsa da farklı alanlarda yapılan araştırmaların altını çizerler. (Schachter, 1976; Siegel, 1977 ve Cowan 1982). Tünel deneyiminin hipnagojik imgeler, epilepsi auraları, halüsinojenik ilaçlara (LSD) maruz kalma, insülin hipoglisemisi ve migren gibi çok çeşitli zihinsel koşullar altında meydana gelebileceğini göstererek ÖYD'lerdeki tünel deneyiminin fizyolojik koşullar arasındaki bağlantılarını öne sürmüşlerdir.
Blackmore ve Troscianko, tünel deneyimlerine ilişkin fizyolojik teoriyi genişletirken, John Cowan'ın (1982) görsel korteks yoluyla herhangi bir halüsinasyonu, retinada göründüğü şekilde haritalandırıp hesaplayabildiği, kortekste oluşan formu halüsinasyonla eşleştirme teorisine vurgu yapmışlardır. Buradan hareketle, Blackmore beyin oksijenden yoksun kaldığında, bunun nöronların rastgele ateşlenmesiyle görsel kortekste bir hiperaktivite durumuna yol açabileceğini öne sürmektedir. Bu model, giderek daha parlak hale gelen benekli bir küreye işaret eder ve görsel alanda dışa doğru bir hareket yönüne eğilimli olduğundan (Georgeson ve Harris, 1978) bu durum bir tünelden geçmek gibi algılanabilir. Troscianko tarafından öne sürülen ikinci bir teori, görme alanında bu aktiviteyi tetikleyen nöronların birikmesinin, bir tünelde hareket etme algısını yarattığıdır. İlk olarak, merkezde az sayıda nöron ateşlenir ve ardından hareketin ne kadar hızlı olduğu belirlenir. Tüneldeki hareket ne kadar hızlı olursa,aktivite o kadar artar.
Her iki teori de tünel deneyimlerinin açıklaması olarak korteks kökenine işaret ettiği için, bu durum, dış etkenlerden dolayı gözleri zarar görmüş veya körlüğe neden olan retina hastalığına sahip bireylerin bile tüneli deneyimleyebileceği anlamına gelmektedir (Ring ve Cooper, 2004; 1997), ancak görme korteksinde hasar olan (kortikal körlük) bireyler bu deneyimi yaşayamaz. Ancak bu noktaya şimdi, kardiyolog Michael Sabom tarafından 1998'de yayınlanan ve bir hasta ÖYD'sini içeren bir raporla karşı çıkılmıştır. Deneyim diğer klasik ÖYD' lerden çok farklı olmasa da (operasyonun derinlemesine ayrıntıları, tünel girdabı, parlak ışık ve ışıktaki figürler), Blackmore ile çatışan şey, deneyimleyen kişinin o sırada içinde bulunduğu fiziksel durumdur. Baziller arter anevrizmasında ihtiyaç duyulan olağandışı cerrahi prosedür nedeniyle, sağlık personeli hastanın vücut ısısını düşürmek ve hipotermik kalp durması sağlamak zorunda kaldı, bu da hastanın nefes almasının ve kalbinin durmasına ve beyin dalgalarının düzleşmesine (serebral elektriksel aktivite yok) neden oldu. Blackmore ve Troscianko'ya göre beyin aktivitesinin olmadığı bu durumda tünel deneyimi mümkün değildir, ancak hasta ameliyat sonrasında ÖYD yaşadığını bildirmiştir.
Fizyolojik bir durumla da bağlantılı ayrı bir ÖYD teorisi, Karl Jansen (1990, 1997) tarafından öne sürülen teoridir; burada "ÖYD'ler, nörotransmitter glutamat, N-metil- için beyindeki reseptörlerin bloke edilmesi yoluyla ketamin tarafından yeniden üretilebilir. D-aspartat (NMDA)”, NMDA'nın bu tıkanmasının, ÖYD'ler ile kararsız beyin fizyolojisi arasındaki bağlantıları gösteren ÖYD raporlarına (tünel, ışık ve varlıklar) çok benzer halüsinasyonlar ürettiği rapor edilmiştir. Bu araştırma, hipoksi/iskemi durumunda beyinde NMDA reseptörlerine bağlanan büyük miktarda nörotransmiter glutamatın salındığını, bu vericilerin tüm bilişsel süreçlerde hayati bir rol oynadığını ve aşırı miktarda salındığında nöron ölümüne neden olabileceğini ve bunun sonucunda beyin hasarına yol açabileceğini öne sürmektedir. NMDA reseptörü bloke edilirse (örneğin ketamin tarafından), glutamatın eksitotoksisitesi ve hücre ölümü önlenir. Jansen, glutamat teorisinin tüm ÖYD'ler için bir açıklama olmadığını belirtmesine rağmen beynin iyi korunduğu ve bilinen birçok savunmaya sahip olduğu için, NMDA reseptörünü bloke edebilen doğal bir madde gibi eksitotoksisiteye karşı bir koruma mekanizmasına sahip olduğunu öne sürmenin makul olacağını varsayıyor.
Jansen'in araştırmasını inceleyen Peter Fenwick (1997), glutamat teorisindeki bazı zayıflıkları vurgulamaktadır. Fenwick, ÖYD'lerin, deneyimleyen kişinin serebral fizyolojisi uyanık ve rahatlamış, hafif enfeksiyon veya depresyon gibi yıkıcı stres altında olmadığında birçok farklı durumda ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. Jansen, ketamin verilen katılımcıların %30'unun yaşadıklarının gerçek olduğuna güçlü bir şekilde inandığını belirtirken Fenwick, bildirilen ÖYD'lerde bu oranın çok daha yüksek olduğunu savunuyor.
Fenwick ayrıca "yıkıcı beyin durumlarında net bir duyu fenomenini" vurgulayarak, bilincini kaybedecek kadar tehlike algısında olan bir beyin tarafından bile ÖYD'nin net bir şekilde işlenebileceğini, kafa karışıklığı ve hafıza kaybı yaşanmadan bunun mümkün olabileceğini vurguluyor. Fenwick, bunun yerine beyin ölümünden sonra zihnin devamının kanıtı olarak bu deneyimlerin gösterilebileceğini öne sürüyor. ÖYD'lerin ölümden sonra hayatta kalmanın kanıtı olarak incelenmesi, her ne kadar fizyolojik teoriler kadar yayınlanmamış olsa da zihnin sınırlılığının anlaşılması konusuna ışık tutmaktadır. Emily Cook, Bruce Greyson ve Ian Stevenson (1998) tarafından yayınlanan bir makale, hayatta kalma teorisinin kanıtlarını destekleyen ve güçlendiren bir dizi farklı ÖYD özelliği ve vakası öne sürmektedir.
Ölüme Yakın Deneyimler’le bağlantılı çok sayıda Beden Dışı Deneyim rapor edilmiştir ve bu çalışmalar birçok ortak unsura işaret eder. Bir katılımcının uzak hedefleri algılama yeteneğini test ederek bir BDD geçirip geçirmediğini tespit etmek için yapılan araştırmalarda (Morris, Harary) , Janis, Hartwell ve Roll, 1978; Osis ve McCormick, 1980) katılımcıların kişiliğinin bir kısmının hedef bölgede mevcut olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Beden dışı deneyim yaşayan biriyle; aynı olayı imajine etmesi istenen birinin sonuçları karşılaştırılmış (Sabom, 1982), her iki durumda da zihnin vücut dışında çalışabilme yeteneğine dair güçlü kanıtlar elde edilmiştir.
Paranormal algılama, ÖYD'deyken normal bilinç halinde bile algılanamayan bir olayı görüntüleyebilme yeteneğidir. Bazı ÖYD'lerin bu tür algıları içerdiği nadiren bildirilse de, Osis ve McCormick (1980) bunu test etmek için belirli bir görsel konumdan görülebilecek bir hedefin yerleştirildiği ve BDD'leri tetikleme becerisine sahip bir bireyin yer aldığı bir çalışma yaptı. Hedefin başarılı bir şekilde tanımlandığını gösteren sonuçlar, katılımcının fiziksel bedeninin dışında olduğunu ortaya koydu. Cook, Greyson ve Stevenson tarafından vurgulanan ve birçok Ölüme Yakın Deneyim vakasıyla desteklenen bu özellikler, bir araya geldiklerinde ölüm sonrası hayatta kalmanın güçlü ve düşündürücü kanıtlarını sağlar.
Ölüme yakın deneyim, ölümden sonraki yaşam hakkında kesin bir kanıt sağlayamasa da zihnin sınırlamaları ve bu konu hakkındaki henüz cevaplanmamış sorular geniş bir araştırma sahasına ihtiyaç duyuyor. Ölüm, belki de hayattaki tek kesinliktir ve hayat ile öte alem arasındaki çözülmemiş gizemler bizi zorlamaya devam etmektedir. Bilimsel araştırmanın temelini de işte bu zorluklar oluşturur. (kaynak;https://www.paraspear.com/)
ALINTI MAKALE
Amerikalı'ların ilk atom denizaltısı Natilius 25 Temmuz 1959'da Atlantik Okyanusunun derinliklerinde 16 günlük önemli bir deney dalışına çıkmıştı. Olay tam anlamıyla bir telepati deneyiydi. Deneye katılanlardan bir de Deniz Kuvvetlerinden Teğmen Jones'du. Özel bir kamarada alıcı durumundaydı. Kuzey Carolina üniversitesi öğrencilerinden Smith Durham ise, Westighause Özel Araştırmalar Merkezinde sıkı önlemler altında, verici olarak görev yapıyordu.. Önündeki özel kutuda beş ayrı şekilden oluşan 1000 Zener kartı vardı.
Deney başladığı andan itibaren her gün belirli saatlerde Smith iki kez otomatik karıştırıcının önüne oturuyor birer dakika arayla fırlatılan kartlar üzerine konsantre oluyordu. Aynı anda bir kilometre uzaklıkta Atlantik Okyanusunun yüzlerce metre derinliğinde Teğmen Jones, kamarasında bu kartları bulmaya çalışıyordu.
Tahmin ettiği şekilleri bir kağıda yazıp kaptan Anderson'a teslim ediyor, zarflara konup mühürleniyordu. 16. günün sonunda Naitilius'dan gelen zarfla araştırma merkezinin kasasındaki bilgiler karşılaştırıldı.
Amerika Birleşik Devletleri Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü Şube Müdürü Yüzbaşı William Bovers zarfı açıp karşılaştırma neticelerine bakınca şaşırmaktan kendini alamadı. Aynı tarihli kağıtlardaki işaretlerin diziliş sıraları birbirini tutuyordu. Başarı oranı yüzde 70'di. Bu deney çok sıkı güvenlik önlemleri altında, gizlilikle yürütülmüştü ve hiçbir hile ihtimalide olamazdı.
RUHSAL TEBLİĞLER
Aydaki gözlemlere devam edildikçe, ortaya çok değişik olaylar çıkmaktadır. Ayın esrarengiz kraterlerini inceleyen bilim adamları, çeşitli olaylarla karşılaştılar... Erashtones kraterinde ışıktan dörtgen şekiller, Platon kraterinde yine aynı işaretler birbirlerini izlediler.
Mout Polamar Rasathanesi'nin dev teleskobuyla Gassendi kraterinin büyütülmüş resimleri çekilirken, kraterin içinde sekiz tane konik şekilli cisim gözlendi. 18 gün sonra, aynı krater incelendiğinde bu cisimlerin sayısının üçe indiği görülmüştü.
Bunun dışında zaman zaman çeşitli kraterlerden yayılan ışınlar, şimdiye kadar bilimsel olarak açıklanamamıştır. Acaba tüm fotoğraf makineleri ve gözlem aletleri yanılıyor mu? Yoksa gerçekten Ay yüzeyinin altında yaşayan, canlılar mı var? Belki de bizim bilmediğimiz çok daha uygar gezegenlerden gelen bazı canlılar, Ay'ı bir üs olarak kullanmaktadır.
Kraterler bu bilinmeyenin gizli yolları mı acaba? İnsanoğlu bunları henüz açıklayabilmiş değil... Ancak, insanların aya gitmesi, bilindiği gibi bilindiği gibi burasını bir üs olarak kullanmak içindir. Şimdi şöyle bir düşünce geliştirilebilir. Bizden daha uygar bazı uzay canlıları, şu veya bu nedenle aynı düşüncede olamaz mı?
RUHSAL TEBLİĞLER
ABD uzay çalışmaları merkezi NASA, yalnız uzayla değil, her türlü bilimsel konuyla ilgilenir. NASA'lı bilim adamları, Su sümbülü üzerinde yaptıkları çalışmalardan çok ilginç sonuçlar elde etmişlerdir...
Özellikle tropikal iklimde yetişen bu bitkiden ilerde enerji, beslenme, hava ve su kirliliği konusunda büyük ölçüde yararlanılacaktır. Yine bu sümbülün hayvanların beslenmesinde soyanın yerini
tutacağına mutlak gözüyle bakılmaktadır. Ekilen üç kilo sümbülden, bir metre küp metan gazı elde edilmektedir. Bir hektarın üçte biri kadar sümbül, endüstri atıklarıyla kirlenmiş, iki milyon litre suyu arıtmaya yetmektedir... Uzmanların yaptıkları çalışmalar daha ilerledikçe, su sümbülünün diğer özellikleri de gözler önüne serilecektir.
RUHSAL TEBLİĞLER